Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği’nin (ESKADER) her hafta Timaş Kitapkahve’de düzenlediği Bâbıâli Sohbetleri, bu hafta edebiyat kültür alanında 14 yıldır kesintisiz yayın yapan Ay Vakti dergisini ele aldı. Derginin kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni Şeref Akbaba’nın Ay Vakti’nin oluşum sürecini, hedeflerini ve çizgisini aktardığı programda takdimi araştırmacı yazar İlyas Dirin gerçekleştirdi. Ay Vakti takipçilerinin ve edebiyatçıların ilgi ile takip ettiği toplantıda şair ve yazar Sadettin Kaplan ile Cengizhan Orakçı’nın yanı sıra Ay Vakti bünyesinden yetişen Yunus Emre Tozal da düşünceleri ile katkıda bulunanlar arasındaydı. Programın sonunda Soma’daki faciada hayatını kaybeden maden işçilerimiz unutulmayarak Ahmet Yüter’in kaleme aldığı manzum duaya konuşmacı ve dinleyenler âminlerle iştirak etti.   

AŞKLA VE BÜYÜK EMEKLERLE ÇIKIYOR

ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım yaptığı açılış konuşmasında Soma’daki madencilere rahmet, geride kalanlara sabır diledi. İlyas Dirin’in yönetimindeki dergi toplantılarını sürdürdüklerini anlatan Yardım, Cemil Meriç’in “Dergiler hür tefekkürün kalesidir.” sözünü hatırlatarak edebiyatımıza ve kültürümüze önemli katkılarda bulunan dergilerimizi ele almayı vazife olarak gördüklerini belirtti. “Ay Vakti’ni Bâbıâli Sohbetleri’nde ele almaya karar verdiğimizde ve bugünü kararlaştırdığımızda 150. sayısının çıkacağından haberimiz yoktu. Böyle bir zamana denk gelmesi çok anlamlı oldu.” diyen Mehmet Nuri Yardım, dergi çıkarmanın kolay olmadığını, tek sayı çıkabilen birçok holding dergisinin karşısında binbir emekle ve aşkla çıkarılan Ay Vakti’nin 150. sayısını görmüş olmasının takdir edilmesi gereken bir başarı olduğunu kaydetti.

DERGİCİLİĞİN İZDÜŞÜMÜ

Takdimi gerçekleştiren İlyas Dirin, popüler kültür baskısının ve internet yayıncılığının öne çıktığı bir dönemde matbu dergilere dikkat çekilmesinin son derece önemli olduğunu dile getirdi. “Mavera, Hisar, Varlık ve Devlet gibi yayımlandığı dönemde çok etkili dergiler yanında, günümüzde yayınına uzun yıllardır devam eden ve alanında söz sahibi dergileri konuşmamız gerekiyor.” diyen Dirin, bir dergiyi konuşulası olabilmesi için, uzun soluklu olup, bulunduğu çevrelerce ilgi görmesi gerektiğini belirtti. Diriliş, Büyük Doğu gibi dergilerden yetişmiş olanların bugün yeni nesil dergileri ortaya koyduğunu ifade eden İlyas Dirin, Şeref Akbaba’nın, bu bayrağı devralan isimlerden olduğuna dikkat çekti ve derginin isminin son derece güzel olup nasıl ortaya çıktığı, 14 yıldır yanında kimlerin bulunduğu gibi sorularla sözü Şeref Akbaba’ya bıraktı. 

BİR GECE YÜRÜŞÜ, BİR HİCRET...

Şeref Akbaba, konuşmasının başında Soma’da vefat eden madencilerimize rahmet, kalanlara sabır diledi. Ay Vakti’ni 150. sayısında böyle bir toplantıda konuşmanın kendisini mutlu ettiğini söyleyen Akbaba, program için ESKADER’e ve Timaş yetkililerine teşekkür etti. İlk edebiyatla ilişkisinin Erzurum’da lise dönemlerinde başladığını belirten Şeref Akbaba, kendisini dergiye götüren süreci şöyle anlattı: 

“Lise ve üniversite yıllarında dergilere yazı ve şiirlerimi gönderirdim. Mavera’da ilk denemem, Sur mecmuasında da ilk şiirim yayımlanmıştı. Şerif Aydemir ile de bu vesile ile buluştuk. Öğretmenliğe başlayınca edebiyattan kopma yaşadım, ama bir süre sonra şiire geri döndüm. İlk çıkardığım dergi Genç Kuşak, Erzurum’da yayımlandı. Ardından da Yeni Sıla’yı yayımladım. Şiiri, hikâyesi bir yere varabilecek genç kalemlerle bir araya geldik. Bu iki derginin sonrasında genç kalemlerden yeni bir dergi talebi geldi. İçinde bulunduğum kültür sanat çevresi de yeni bir dergi olması gerektiği konusundaki ısrarlarını sürdürdü. Tabi dergi fikri netleşince isimler de arka arkaya gelmeye başladı. Derginin adı, düşüncemizi, kimliğimizi ve içimizdeki güzellikleri yansıtmalıydı. Ay Vakti ismini bu sebeple benimsedim. Ancak dergi matbaaya gidene kadar bu ismi kimseyle paylaşmadım, son anda herkese sürpriz oldu. Ay Vakti bizim için gece yürüyüşü ve hicret demekti. Bu isim, bizi bugünlere taşıdı.”

KENDİ KAZANIMLARI İLE YOL ALAN BİR DERGİ

Atölye dergilerinin kendi kazanımları ile yola devam edebildiğini söyleyen Şeref Akbaba, derginin ilk çıktığı dönemlerdeki öğrenci gençlerin kendi yollarını çizmek üzere ayrıldıklarını, böylesi gençlerle yürüyen dergide sürekli bir sirkülasyon yaşandığını belirtti. “Gençleri göndermek konusunda hep adım atan, teşvik eden biz olduk. Biz gitmelerini, kendi yollarını çizmelerini istedik, ama bir gün geri döneceklerini ümid ediyoruz.” diyen Akbaba, dergide hakkaniyetten ayrılmayan bir tavır ortaya koymaya çalıştıklarını ifade etti ve sözlerini şöyle sürdürdü: 

“İlk sayılarda Ay Vakti, katlamalı bir dergi olarak çıkıyordu. İlk 24 sayı bu şekilde yayımlandı. Sonraki 24 sayı ise 16 sayfalık normal dergi formunda çıktı. İlk sayımızdaki söyleşimizi rahmetli Alaeddin Özdenören ile yapmıştık. Sonraki sayılarda Erdem Beyazıt, Rasim Özdenören gibi isimlerin de söyleşileri yer aldı. Dergi daima üç dinamik ile yol aldı. İlki dergimizde usta yazarlara yer verdik. Bunlar kılavuzlarımızdı.  İkincisi, Ay Vakti’nde başlayıp yazı hayatını sürdürenlere yer verdik. Üçüncü olarak da yepyeni isimlere yer verdik. Özellikle her yılın Temmuz -Ağustos sayısında genç kalemler dergide yüzde seksenlik bir alanı kapsıyor. Bugüne kadar beş yüzden fazla yeni kaleme dergide yer vermişiz. Çoğunu tanımıyorum bu isimlerin. Çünkü isimlerin üstünü kapayarak eserlere bakma prensibimiz var. Dergide daima manevi dünyamıza ve çizgimize uygun çalışmaları yayımlıyoruz. Genç bir dergiyi, genç tutabilmenin gayreti içindeyiz. Amacımız kuşakları kendimizde hapsetmek değil, yol göstermektir. Katkı sağlamak istiyoruz. Ürettiğimiz tarafta insanlara faydalı olmak zorundayız.  Bize ürün gönderen herkese, yayınlayalım yahut yayımlamayalım muhakkak cevap veriyoruz.”

“SANAT ÖZGÜR ORTAMDA YEŞERİR”

Ay Vakti’nde bugüne kadar yayımlanmış söyleşileri kitaplaştırdıklarını anlatan Şeref Akbaba, ilk kitabın ardından ikinci kitabın hazırlığı içinde olduklarını belirtti. Sanatın özgür ortamda yeşerebileceğini söyleyen Akbaba, “Kendi yağımızla kavruluyoruz. Böyle de devam etmek istiyoruz. Dergilerin kaderi de sanat gibi öncesi ve sonrası çok kestirilmeyen süreçlerdir.” dedi. Ay Vakti’nin özel sayıları hakkında da bilgiler veren Akbaba konuşmasına şöyle devam etti: “Başlangıçta her beş yılda bir özel sayı çıkarmayı hedeflemiştik ama bunu başaramasak da 10. yıla özel bir sayı çıkardık. Ayrıca akademisyenlerin yoğun ilgi gösterdiği sınırlı sayıda basılmış 480 sayfalık Medeniyetimiz özel sayısı da mevcut.”

Derginin 50 kadar yazar ve akademisyenin katkıları ile hazırlandığına dikkat çeken ve Ay Vakti olmasa genç kuşaklara kapı aralayamayacaklarını ifade eden Şeref Akbaba, Ay Vakti’ni omuzlayarak götürebilecek herkese kapılarının sonuna kadar açık olduğunu, mirası bu kuşaklara devredeceklerini belirterek “Niyetimiz istikametimizdir. Yolumuz hiç değişmedi.” diyerek konuşmasını tamamladı.

Şu sıralar Ayraç kitap dergisinin yöneticiliğini yapan Yunus Emre Tozal, Ay Vakti serüvenini dinleyicilerle paylaşarak derginin mutfağında birçok önemli yazarın bulunduğu sohbet ortamlarının yaşandığını ve bu ortamların yazıya dönük birçok kazanım sağladığına dikkat çekti. “Dergi ortamları kendimizi yazı alanında geliştirmemizi sağlıyor. Ay Vakti’nde 2010’a kadar deneme ve kitap tanıtımları ile yer aldım. Bu süreçte Nurettin Durman, Sedat Umran, Recep Garip gibi isimlerle bir araya gelme imkânım oldu.” diyen Tozal, bu tecrübenin yolunu çizmesine büyük katkı sağladığını kaydetti. Program sonunda dinleyicilere derginin bazı sayılarından dağıtıldı ve hâtıra fotoğrafı çekildi.