Bir yanda susuzluktan can veren çocuklar, bir yanda henüz üç yaşında obez olduğu için diyete zorlanan çocuklar… Bir yanda Yahudi kurşunu ile cennete kanatlanan şehit delikanlının annesinin onurlu gözyaşları, diğer yanda uyuşturucudan ölen gencin annesinin yürek yangını…

Hep düşünürüm… Savaşın, korkunun, açlığın ve yokluğun içinde sevdiklerinin ıstırap dolu ölümlerini seyrederek, can korkusuyla yaşamak mı daha zordur, yoksa modernizmin yarattığı şeytanlar arasında varlık amacını unutma ve ahirette kaybetme tehlikesiyle yaşamak mı? Muhakkak Allah yolunda yaşamak Allah yolunda ölmekten çok daha meşakkatli…

Türkistan’da, Filistin’de, Irak’ta, Suriye’de zulmün en koyu renkleriyle hissedildiği beldelerde mümin; dünyaya niçin geldiğini, hesap gününü, dünya hayatının geçiciliğini daha iyi bilir, anlar ve yaşarken, dünya hayatından mahrum olsa da ahireti kazanıyor.  Bizler korku ve savaştan ırak, barış içindeki vatanlarımızda dünyevi her zevki tadarken, ahiretlerimizi adeta kumar masasına yatırıyoruz. Onların şeytanları insan suretinde iken, bizim şeytanlarımız çok daha sinsi, çok daha tehlikeli. Onlar Allah yolunda ölüp öldürülerek vaat edilene ulaşacakken, bunca konforun içinde bir gün öleceğimizi düşünmekte zorlanan bizler O’nun yolunda hakkıyla yaşayabilme mücadelesinin neresindeyiz? Bizim imtihanlarımız neler?

Yalnızca dünyevi kaygılarla uyandığımız sabahlar, hakkını veremediğimiz ibadetler, hayat rehberimiz Kur’an ile aramızdaki o uzun mesafe? Sosyal ilişkilerimizi baltalayan, bizi benliğimizden uzaklaştıran, haramı helal kılıfı altına ustaca gizleyen, zaman törpüsü televizyonun ve internetin hayatımızda işgal ettiği alan? Bir türlü tatmin edemediğimiz maddi ihtiyaçlarımız, harcamalarımız, evlerimizin lüksü, elbise dolaplarımızın gereksiz çeşitliliği, midelerimize olan düşkünlüğümüz?

“Vallahi ben bundan sonra sizin için fakirlikten korkmuyorum. Aksine sizden evvelki ümmetlerin önüne dünyalıklar serilip onlar için birbirileriyle yarıştıkları ve onları helak ettiği gibi sizin önünüzde de serilip çekişmenizden ve sizi de helak etmesinden korkuyorum.” (Muslim, Buhari)

Resulün korkusu boşuna değil. Dünyalıklar önümüze serilince asıl meselelerimizi unuttuk. Dünyada olup biten bunca haksızlık karşısında tavrımız da mümine yakışır cinsten değil. “Suriye’de olup bitenler o ülkenin iç sorunudur, Filistin davasında tarafsız kalmalı, diplomatik yaklaşımdan yana olmalıyız” kabilinden ümmet bilincinden uzak ve insanlık dışı yaklaşımlarda bulunabilir miyiz? Zırhımızı, silahımızı kuşanıp bizzat bedenlerimizle savaşamıyoruz, kardeşlerimizin yanında bedenen var olamıyoruz, ancak yapabileceğimiz bir şeyler yok mu?

Zaman, evimizin hali hazırda yeni olan perdelerini değiştirmeyi, oğlumuza sünnet düğünü, kızımıza doğum günü partisi düzenlemeyi bir ihtiyaç olarak görmek gafletinden uyanıp, zevklerimizden ödün vererek ve zaaflarımızdan sıyrılarak maddi yardımlarımızı artırmanın zamanıdır. Ülkemize sığınan mazlumları devlete havale etmek, mağduru görmezden gelerek mağduriyetinden kendisini mesul tutmak, savaşın yıktığı beldelere yapılan insani yardımları sorgulamak yapılan en büyük hatalardan. Mazlumun acısına duyarsız hale geldiğimizde, kendi bencil yaşantılarımız içinde hapsolduğumuzda, yapılacak hiçbir şey olmadığını düşündüğümüzde kaybediyoruz. Elbette sevineceğiz, elbette hayatlarımız devam edecek… Ancak sevincimize mazlumun gözyaşını katmayı da ihmal etmeyeceğiz. Dost ve akraba meclislerinde, sosyal medyada, kendi hanemizin içinde “inandım” dediği için öldürülen, işkence gören ve korku içinde yaşayan kardeşlerimizi gündemde tutacağız. Kendimize, ailemize ve sevdiklerimize yaptığımız harcamalarda yoksulun ve mağdurun payını ayıracağız.

Derdimiz; varlığın içinde “hak ölçüde” tüketmeyi, barış içinde “savaşta” olanı düşünmeyi ve sahip çıkmayı, sahip olduğumuz nimetler karşısında şımarmadan şükrünü eda etmeyi, modern bir birey olarak değil ümmetin bir parçası olarak düşünmeyi ve yaşamayı başarmak olmalı.  Alabildiğine yakın ve iç içe yaşadığımız haramlara karşı kalplerimizi kuvvetlendirmek, bize lütfedilenleri hayırla kullanıp, kulluk sebeplerimiz üzerinde düşünüp harekete geçmek gayemiz olmadıktan sonra imtihanı kaybetmemek mümkün değil. Tüm bunlar ise ancak ve ancak Kur’an ve sünnet ile kurduğumuz doğru ilişki sayesinde mümkün olacaktır.