Röportaj: Muhammed Akaydın

İçinizdeki Öküze Oha Deyin, Yılgın Türkler ve Öğlen Namazına Nasıl Kalkılır? kitaplarından tanıdığımız ve aynı zamanda On5yirmi5.com sitemizin yazarlarından olan Bülent Akyürek'le geçenlerde bir sohbet imkânımız oldu. Kendisine röportaj yapmak istediğimi ilettiğimde gayet sıcakkanlı bir şekilde karşıladı beni... 

Bülent Akyürek her şeyden önce sıcak ve samimi bir adamdır. Ciddi dertleri vardır. Her ne kadar görüşlerinin hepsine katılmasanız da bir sıcaklık bulacağınıza eminim... Bülent Akyürek'in en önemli özelliği kendini beğenmiş biri olmamasıdır. Kimle konuşursa konuşsun klasik yazar edasıyla kibirlenmez... Herkesi gayet ciddiye alır ve ona göre konuşur.

Ben Bülent (ağabey) Akyürek'le röportaj yaparken keyif aldım... Şimdi keyif sırası sizde...

   Bülent Akyürek Hakkında…

Bülent Akyürek; çıplak, yalın insandan yanadır. Aradığı çıplak insan tüm duygularıyla ortada olacak ve rol yapmayacaktır. Dilin, siyasetin, dinin, üretim ve tüketim araçlarının kalıba soktuğu insanoğluna "hiç" olmayı öğütlerken, bu hiçliğin onları var edeceğinin farkındadır. Çıplak insanı idealize ederken Marquis De Sade kadar hırçınlaşır, Dostoyevski kadar çocuklaşır ve Thomas Bernhard ya da Proust gibi izole olur.

Kısa, aforizmik, kırık cümleleri keskin ve benzersizdir. Kesin yargılar taşıyan bu cümleler yıllarca çivi gibi okuyanın hafızasına saplanır. Bunu yine “Her cümlemi dünyadaki son cümlemmiş gibi kurarım” derken, en güzel kendisi açıklamıştı. Bir cümlede mizah, öfke ve dramın kesişebilmesi çok nadir yazarda görünen bir özelliktir ama bütün kitaplarında bütün cümlelerin böyle olması başka bir yetenek istiyor olsa gerek!

“Bir gün okuyacak kitap kalmayınca yazmaya karar verdim” dediğinde on yedi yaşındaydı. Onun kendine olan aşırı güveni, gençliği, ataklığı, hızla kitaplar yazıp yayımlamasının, aceleci ve coşkulu kaleminin hiç durmadan yazmasının temelinde ölüm korkusunun işaretleri aşikârdır. Tıpkı kemikleri gibi kahramanları günden güne erirler. Hepsi hastalıklıdır. İsyan içindedir. Yıkıcıdır…

Seksenli yıllardaki klasik roman anlayışını 17 yaşındaki bir gencin yıkması hayretle karşılandı. Her kitabı “Roman kurallarına aykırı” denilerek eleştirildi. Oysa Bülent Akyürek dili, kurguyu, diyaloğu, zaman–mekân olgusunu, tip-yan tip-karakter yapılarını yıkarak, işaretlerini Oğuz Atay’ın verdiği Yeni Türk Romanı’nın temellerini atıyordu.

Yazarken ne kendine ne de başkalarına acıdı. Acımasız romanları; insanı din, dil, cinsellik, hakikat, apolitizm, özgürlük, tembellik hakkı bağlamında incelerken bulduğu psiko ayrıntılar ruh bilimcilere kaynak oldu. Şizofrenik arka planla yazdığı romanlarını cesaretle sürdürebilmenin biricik yolu kendini zamanın dışına fırlatmasıyla mümkündü, dediğini yaptı ve “Şimdilik kitaplarımı bir mayın gibi toprağın dibine gömüyorum, yüzyıllar sonra bile olsa patlayacaklar” diyerek konuyu noktaladı.

Birçok kişi sizi kitaplarınızdan tanıyor, özellikle son zamanlarda çıktığınız televizyon programlarıyla birlikte halk sizi daha da yakından tanımış oldu. Kendi dilinizden anlatmak isterseniz Bülent Akyürek kimdir, ne yapar, ne eder, nerden gelip, nereye gider? 35 yıl ateist olarak yaşadım diyorsunuz, hem o hayatı ve hem de sonraki gelişmeleri göz önünü alırsanız nasıl bir değerlendirme yapabilirsiniz?

Lisede okurken romanım çıktı, bu yüzden okulu bıraktım. Uzun süre kendimi kabul ettiremedim çünkü o ana kadar Türkiye’de olmayan bir roman türünü icad etmiştim.

35 yaşıma geldiğim zaman ise Türkiye’nin en önemli romancılarından biriyken roman yazmayı bıraktım. Çünkü hayatımı temelinden değiştirecek bir şey olmuştu.

35 yıldır ateist olarak devam ettiğim yaşantım 3 gece üst üste gördüğüm rüyalar ile değişiverdi. Her ne kadar o, 18 bin kitap okumuş, 20'ye yakın kitap yazmış bir adam olarak, hidayete daha entelektüel bir biçimde ereceğimi düşünürken mistik bir şekilde rüyayla hidayete erdim. Bu dönemde "Bana da mı Allah'ım, bana da mı 'aksakallı dede' diyordum."

Üçüncü gece rüyamda Ankebut Sûresi'nin ilk on ayeti okunduktan sonra, dürülüp sopa haline getirildi. Bu sopayla bir mübarek tarafından temiz bir dayak yiyince "Kur'anı Kerim'in sopasıyla şifa buldum."

Ben ateistken de münafık olmadım. Şeytani bir sufle ile yazdığım romanlarımı ve roman yazmayı bıraktım. Romanlarım gayrı meşru çocuklarımdır artık.

O gün bugündür modernizmin ucubik şeyleri ile kavga eden eleştiri kitapları yazmaya başladım. Dünyada ilk kez Kişisel gelişimin zararlarını anlatan "İçinizdeki Öküze Oha Deyin” kitabım neredeyse ellinci baskıya dayandı, korsanlarıyla birlikte yüz binlerce okundu. Aynı başarı “Yılgın Türkler” kitabım için de geçerli ve son kitabım “Öğlen Namazına Nasıl Kalkılır” ile bu çağ insanına namazın önemini anlattım, o da çok okundu, inşallah bundan böyle hizmetlerim devam edecek.

Her yerde sürekli söylediğiniz ve yakındığınız şey modernizm… Peki, nedir bu modernizmle alıp veremediğiniz şey?

Modernizm; bireylerin, sosyal grupların, küçük devletlerin emperyalistler tarafından kolayca ve çaktırmadan sömürülüp kontrol edilmesi için uydurulmuş bir denetim mekanizmasıdır.

Dikkat edin, dünyada modern olmayan insan kayıt dışı bireydir. Buna sinir oluyorlar. İki keçiyle bir köyde ömrünü tamamlayan adamdan nefret ediyorlar çünkü ondaki insanlık emareleri, yetinme duyguları, tüketmeme alışkanlığı kapitalistleri zarara sokuyor.

Modernizme inat bir söğüt ağacının altında namaz kılıp su içerek yaşarsak bunlar batacak. Ben kitaplarımla tembelliğe övgüler yağdırarak bir savaşın hazırlığını yapıyorum. Onlar koşturup dursunlar uzayda. Eğer biz burada oturduğumuz yerden kalkmamayı becerirsek bu savaşı kazanırız vallahi.

İngilizce öğreniyoruz bilgisayar istiyorlar, onu öğreniyoruz başka bir program istiyorlar, istekleri bitmiyor. Sadece “iyi bir insan”ın değeri kalmadı dünyada… Bilgi ve yetenek yüklü bir insan iyi olamıyor, ben diyorum ki hiçbir şey öğrenmeden söğüdün altında oturup zikredelim, daha büyük bir eylem planı olan varsa beri gelsin. Bu kolay bir şey değil. Modern insana bin bir zevk ve imkânla dolu bu dünyada oturun demek kolay mı?

“Ne yani oturalım mı?” diye kızıyorlar bana… Evet ben “Sadece oturabilecek bir ordu istiyorum” Öyle bir ordu ki ayağa kalkıp ölmeye bile üşenecek… Dünyanın en cesur ordusu anlatabiliyor muyum?

Eyvallah ağabey... Biraz da kitaplarınızdan konuşmak istiyorum... En son olarak “Öğle Namazına Nasıl Kalkılır?” kitabınız çıktı. Sahi Bülent Bey öğle namazına nasıl kalkılır?

Modernizm hepimizi bir işte veya internetin başında köle etti. Artık insanlar sabaha kadar oturup akşama kadar uyuyor. Buna dikkat çekmek istedim. İnsanoğlunun fabrika ayarlarıyla oynadılar. Keşke insan yine insan olabilse, eskisi gibi…

“Öğlen Namazına Nasıl Kalkılır?”ın sorusu şudur: “Ne yani cehennem olmasaydı Allah’a inanmayacak mıydık?” Peygamber Efendimiz cennetle müjdelendiği halde ibadetlerini “Evet cennetle müjdelendim, Rabbime daha fazla şükretmeyeyim mi?” diyerek aksatmamıştır. Kaliteli bir tövbeyle affedilmeyecek suç yoktur bunu biliriz fakat tövbe etmek, başımız sıkışınca bir cümle kurmak mıdır? Yine de doğrusunu Allah bilir.

"Öğlen Namazına Nasıl Kalkılır?" kitabınızda “modern farzlar” diye bir şeyden söz ediyorsunuz, nedir o modern farzlar?

Biz yok etmeye çalışsak bile kapitalistler onu diriltecekler. Bu dinin sahibi Allah’tan sonra kapitalistlerdir merak etmeyin! Reklâmlar günde üç kez diş fırçalamanın öneminden dem vurarak diş fırçası, diş macunu satışlarını pompalıyor. Günde üç kez yemek yeme alışkanlığı farz oldu, İngilizce, bilgisayar bilmek farz…

Yılda bir ay Akdeniz sahillerine gitmek, düğünde içmek, ramazanda pide yemek, yılbaşında dansöz izleyerek kafa çekmek, Sibel Can Rejimi, çocuklarımıza yaş günü düzenlemek farz… İşte ben “modern farzlar” diye bunlara diyorum. Modern farz ve hazlara gösterdiğimiz ciddiyeti namazlarımızda göstersek problem kalmayacak. Bir de bir gün öleceğiz, unutma diyorum kendi kendime.

Duyduğumuza göre bu sıralarda yeni bir kitap çalışmanız var. Kitabın konusu ne olacak acaba? Biraz anlatır mısınız?

Biliyorsunuz "Mavi Marmara Gemisi" tarih yazdı, ben de o süreçte yazdığım ve tüm memleketin heyecanla okuduğu yazılarımı toparlayıp ve birçok yeni yazı ekleyerek çalışmaya başladım. İnşallah bu kış yeni kitabım "Mavi Marmara" ile heyecanlanacağız.

  Bülent Akyürek'in Bazı Kitapları:

Romanları:İtin Biri

Yağmur Getiren Fırtına

Zamanın Efendisi

Eleştiri kitapları:

Çöldeki Penguen

Kadınlar Üstüne Ahmet Abi’nin Gözünden Kaçanlar

Boş Laflar Antolojisi

Seviyordum Söyleyemedim

Yılgın Türkler

İçinizdeki Öküze Oha Deyin

Öğlen Namazına Nasıl Kalkılır?

Onca şey yazıyorsunuz, anlatıyorsunuz, söylüyorsunuz… Peki, sizin derdiniz ne? Neler yapmak istiyorsunuz? Nedir hayalleriniz?

Nobel ödülünü alıp dişlerimi yaptırmak istiyorum. (Gülüşmeler) Şaka bir yana çok okudum, çok yazdım ve protez bacaklarımla memleketin en çok gezip konferanslar yapan adamlarından biri oldum. İnşallah aynı şeyleri yapmaya devam edeceğim, tabii sizin dualarınızla daha da güçlenerek. Benim hayalim yazdıklarım sebebiyle asılmak olmuştur hep, bunun hayalini kurmadığım gün yok gibidir. Onun için de dualarınızı bekliyorum!

Ne diyeyim Allah gönlünüze göre versin... (Gülüşmeler) Hadi klasik bir soru soralım: 10 yıl sonra kendinizi ya da toplumu nerede görüyorsunuz?

Hepimizi Kudüs’te namaz kılarken görüyorum. (Gülüşmeler)

Bu çağın bir kutbu ya da kanaat önderleri var mıdır sizce?

Olmaz olur mu? Kuran, sünnet, google… (Gülüşmeler)

Biraz da üzerinde ısrarla durduğunuz şu kişisel gelişimden konuşalım... "İçinizdeki Öküze Oha Deyin" kitabında bunu bolca anlatıyorsunuz ama özetlemek gerekirse neler söylemek istersiniz?

Yıllardır anlattım, televizyon ve konferanslarımda konuştum, kitap son on yılın üzerinde en çok konuşulan ve yazılan kitaplarından oldu... İnanın tekrar konuşmak bana zulüm… Yaşar Nuri’nin dediği gibi: “Hepsi kitabımda var.” (Gülüşmeler)

Ben hayatım boyunca hiçbir işte çalışmadım. Türkiye’de sadece kitap yazarak karnını doyuran birkaç insandan biriyim... Fincan Yayınları’nda çok ucuza baskısı yapıldı. "İçinizdeki Öküze Oha Deyin" kitabım dört yüz sayfa, özetlemek çok zor, hatta son 20 sayfasında şu bölüm var: EŞEKLER İÇİN GENEL TEKRAR… İnanın aceleyle kurduğum cümleler kitabıma haksızlık oluyor. En iyisi okumak... Böylece çay paramızı da çıkarmış oluruz. (Gülüşmeler)

O zaman biz de röportajımızı okuyanlara öyle diyeyim... Kişisel gelişimle ilgili ne öğrenmek istiyorsanız Bülent Akyürek'in "İçinizdeki Öküze Oha Deyin" kitabını okuyun... Peki, Bülent Bey her şey değişiyor, muhafazakârlık neredeyse kalmadı... Sizce hâlâ muhafazakâr olan bir şey var mı?

Dikkat edin kapitalist tüccarlar ve Batı her şeyin değişmesini yeni tatlar peşine düşmemizi isterler ama Coca Cola’nın formülünü değiştirmezler. Dünyanın en muhafazakâr şeyi Colanın formülü... Allah sonumuzu hayretsin.

Siz de On5yirmi5'in yazarlarındansınız... Sitemize yabancı değilsiniz... Sizi takip etmek isteyenler On5yirmi5'ten başka nerede bulabilir?

Facebook’ta hem kişisel sayfam hem de hayran sayfası var... Ayrıca takip etmek isteyenler gayri meşhur sitemiz olan www.bulentakyurek.org'dan da ulaşabilirler bana...

Bu keyifli röportaj için teşekkür ederim Bülent Bey...

Ben teşekkür ederim... Allah'a emanet olun...