Önemli bir seçimi geride bıraktık. 31 Mart yerel seçimleri dergimizin önceki sayısında da belirtildiği gibi, bir genel seçim havasında geçti. Bugün geldiğimiz noktada %80'in üzerinde bir katılımın sağlandığı bir seçimi geride bırakmış bulunuyoruz. 

Bu seçim, Türkiye'nin parlamenter sistemin ardından geçtiği cumhurbaşkanlığı sistemiyle yaptığı ilk seçimdi. Dolayısıyla yeni sisteme verilen desteğin devam edip etmediğinin de test edildiği bir seçim oldu. Genel hatlarıyla cumhur ittifakı tarafından savunulan sistemi, halkın çoğunluğunun desteklediği ortaya çıktı.

31 Mart yerel seçimlerini, parlamenter sisteme dönüş ve cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminden intikam seçimi olarak takdim edenlerin, sükut-u hayale uğradıkları ve intikam duyguları ile başbaşa kaldıkları görülüyor.

Seçim sonuçlarını siyasi iktidar açısından bir meşruiyet sorununa dönüştürmeyi bekleyenlerin de istedikleri sonuca ulaşamadıkları açık. Cumhur ittifakı Türkiye genelinde %51.5'un üstünde oy alarak, bu meşruiyet tartışmasının önünü kesmiştir.

Seçimler, doğrusunu isterseniz Türkiye'nin sorunlarını sandıkları aşabildiğini gösterdi. Makamların seçimle el değiştirebildiği konusunda üretilen hayali suçlamaların geçersizliği zaten açıktı, bir kez daha ortaya çıktı. Otoriterlik suçlamalarının ciddi bir şekilde sorunlu olduğu da görüldü.

Sandıktan çıkan sonucun ülkenin istikrarını sarsmayacak bir ayarda, ancak mevcut iktidarın kendine çeki düzen vermesini gerektirecek bir dozda olduğunu görüyoruz. Kısaca halkımız iktidara kendine çeki düzen ver, muhalefete de, iktidara ehil olup olmadığını göster dedi diye düşünüyorum.

Sonuçların Değerlendirilmesi

Seçim sonuçlarının, iktidara da muhalefete de verdiği mesajlar vardır. Seçim, sürdürülen siyasal tartışmaların belli bir süre de olsa, bir sonuca bağlar. Yeni bir seçim dönemine kadar bu tartışmalar belli bir dinginlik kazanır. Umarız ki, seçimin sonuçları doğru okunur. Türkiye, bu sonuçlara saygı göstererek önümüzdeki, seçimsiz geçmesi gereken yaklaşık 4.5 yıllık zaman dilimini verimli değerlendirir. Bu temenniden sonra, bizim baktığımız yerden seçim sonuçlarının değerlendirmesine geçebiliriz.

1. Öncelikle dünya genelinde seçimlere katılımın %50'lere doğru gerilediği bir zamanda, %80'lerin üzerinde katılımla bir seçimin gerçekleşmesi önemli. Hele bu, bizim gibi seçim yorgunu bir ülkede oluyorsa daha da önemlidir.

2. Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemine geçildikten sonra yapılan bu ilk seçimlerin sisteme onay veren bir şekilde sonuçlanması dikkate alınmalıdır. Sistemi getiren cumhur ittifakı'nın oyunun %51.5'in üzerinde çıkması sistemin meşruiyet tartışmasını bitirmelidir. Rakamlara matematik değerlerinin ötesinde anlamlar yükleyenler her zaman olur. Biz makul olandan bahsediyoruz.

3. Cumhurbaşkanlığı sisteminin bir özelliği olan %50'nin üzerinde oy alanın iktidar olması, ittifakı bir mecburiyet haline getirmektedir. Bu bağlamda mevcut olan iki bloklu yapının devam edeceğini öngörebiliriz.

4. Gruplar ve partiler arası geçişmenin yaşanacağı ve siyasetin merkeze doğru evrilen iki blok arasında olacağı bir döneme doğru gidiyoruz. Siyasette parçalanma değil, merkeze doğru devam eden bir bütünleşmenin olacağını düşünebiliriz.

5. Güneydoğu'da terörün geriletilmesiyle siyasetin sesinin daha yükseldiğini görüyoruz. HDP, Kandil'in etkisini nispeten az hissettiği bir seçim dönemi yaşadı gibi gözüküyor. HDP'nin söylemleri çok irite edici de olsa, kitlelerin terörün baskısından siyasete evrilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. MHP ile kurulan ittifak ve Ak Parti'nin can sıkıcı bazı söylemlerine rağmen, bölgede alınan sonucun bölge halkının önemli bir kısmının ülke bütünlüğünü önemsediğini gösteriyor.

Ayrıca HDP'nin kendisini bölgenin yegane temsilci saymasının da, bölgedeki mevcut gücüne rağmen, doğru olmadığını görüyoruz. Merkez siyasetin bölgeye yapacağı uygulamalarda da bu durumu dikkate alması ve buna göre bir siyaset üretmesi gerektiğini düşünüyoruz.

6. Bu seçim sonuçları iktidar bloğunun ve Ak Parti'nin bir sarsıntı geçirdiğini ve birtakım önemli kayıplara uğradığını gösteriyor. Ak Parti'nin, Ankara ve Antalya'yı kaybetmesi, İstanbul'daki durum netleşmese de, İstanbul'da alınan sonucun ciddi bir kayıp olduğu aşikar. CHP'nin moderatörlüğünde Millet İttifakı'nın bu şehirleri kazanması hiç şüphesiz onlar açısından başarıdır.

Ancak, aradaki fark kaybedeni hayata küstürecek kadar, kazananı sevindirik edecek kadar büyük değil.

Ayrıca cumhur ittifakı, genelde %51.5'un üstünde, Ak Parti %44 civarında bir oy alarak yarışı önde bitirdi. Böylece 24 hazirandaki oyunu korudu.

Millet İttifakı'nın açıklanan bileşenlerinin oyu %37 civarında.

7. Bütün bunlara rağmen, bu seçim sonuçları herkesin bir biçimde kazandığını iddia edeceği sonuçlar üretti. İyi Parti bile ben olmasam diye kendini teselli edebilir. HDP zaten başından beri biz olmazsak olmazdı modunda, ki bir açıdan söylenenler doğru.

8. Cumhur İttifakı'nın Beka söyleminin tuttuğu görülüyor. Olağanüstü olumsuz şartlarda seçime girilmesine rağmen, alınan oy bu söylemin halk tarafından genel anlamda kabul gördüğünü gösteriyor.

Millet İttifakı'nın da, ekonomi üzerinden götürdüğü söylemin ve gerginliğe prim vermeyen tavrın halkta karşılık bulduğu anlaşılıyor. 

Burada bir durumu belirtmekte yarar var. Beka söylemi, bir siyaseti ifade ediyor. Yani Cumhur İttifakı bir siyasete dayanıyor. Millet İttifakı, Erdoğan karşıtlığı üzerinden kurulan bir ittifak. Bir siyasete dayanmıyor. Bunun önümüzdeki zamanda Millet İttifakı açısından ciddi sorunlar oluşturacağını öngörebiliriz.

Ak Parti Açısından Seçim Sonuçlarının Değerlendirilmesi

Öncelikle belirtmeliyiz ki, Ak Parti bu seçim dahil, bugüne kadar girdiği tüm seçimleri kazandığı için, bütün seçimleri kazanabileceğine ilişkin bir beklenti yaratmıştır. Bir kısım Ak Parti mensubunun büyük bir mağlubiyet yaşamış gibi demoralize olması bu beklentinin sonucudur. Yaklaşık 25 yıl genel yönetimlerin önemli bir kısmında, 17 yıldan bu yana merkezi iktidarda olan bir partinin son derece olumsuz ekonomik şartlarda girdiği seçimden %44 oy alarak, ana muhalefet partisinin 14 puan önünde ipi göğüslemesi, küçümsenmeyecek bir sonuçtur.

Büyükşehirlerde yaşanan kayıplar elbette üzücüdür. Bu kaybın sağlıklı bir değerlendirmesi yapılmalıdır. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan son derece önemli balkon konuşmasında, bu değerlendirmenin yapılacağını açıkça belirtmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanı;

''Bu seçimde arzu ettiğimiz neticeleri alamadığımız yerlerdeki tek sebebini, milletimize kendimizi yeterince anlatamamış, gönüllere yeterince girememiş olmamız olarak görüyorum. Eksiklerimiz varsa bunları düzeltmek boynumuzun borcudur. Bunu halkımızda, milletimizde arayamayız. Yine kendimizde arayacağız.''

Bu değerlendirme ve arayışa katkı olsun diye Ak Parti konusundaki kanaatlerimizi ifade etmek istiyoruz.

1. Ak Parti, sivil siyaseti önemseyen, sivil siyasetin alanını genişleten bir sivil hareketti. Siyaset alanını genişleten bir sivil dilin ülkenin geneline rahatlık getirdiğini de geçmiş dönemde yaşadık. Bu seçim döneminde, güvenlik vurgusu çok olan bir siyaset dilinin Ak Parti'nin imajına zarar verdiğini görüyoruz. Güvenliğin önemli olduğunu, devletin güvenliği sağlamakla görevli olduğunu yadsımıyoruz. Ancak güvenlik bürokrasisinin, bir siyaset enstrümanı olarak kullanıldığını düşündürecek davranışların sivil siyasete, dolayısıyla iktidar partisi olan Ak Parti'ye zarar verdiğini söylüyoruz.

2. Gönül belediyeciliği ve gönüllere girmek önemli sloganlar. Sonuçlara baktığımızda kısmi bir karşılık bulduğu da görülüyor. Ancak, genel ve yerel bürokraside ve örgütlerin bir kısmında görülen, büyük ve belirli bir kitleyi kendilerine mahkum gören kibirli tavır, neticeyi olumsuz etkilemiştir. Partiye çok şey katmadan partiden nimetlenen, en ufak bir olumsuzlukta gemiyi terketmeye hazır bu metegallibe takımından kurtulmak partinin dinamizmini artıracaktır. 

3. Baştan bu yana seçmenin katolik nikahıyla kimseye bağlı olmadığının ibret verici örnekleri vardır. Seçmenin genelinin siyasi anlamda bir bağnazlığı olmadığı bilinir. Seçmen, hizmet ve kıymet ister. Hizmeti artırmak ve seçmenleri kıymetli kılmak, siyasi partiye oy olarak yansır. Ak Parti, yakın zamanlara kadar başarılı bir şekilde yapabildiği bu siyaset tarzına dönmelidir. Kimse odunu koysam kazanır lüksüne sahip değil.

4. Pelikan benzeri yapılanmaların, pelikan üslup ve davranışının insani olarak, siyasi olarak, islami olarak doğru olmadığı açıktır. Amaca varmak için herşeyi mübah gören böylesi anlayış ve organizasyonların partide güveni yok ettiğini insan ilişkilerini çürüttüğünü bilmek ve görmek için alim olmaya gerek yok. Bu tür oluşum ve organizasyonların sonlandırılması ve bu şekliyle asla bir daha hayatiyet bulmaması gerekir.

5. Sosyal medya bütün siyasi organizasyonlar için ihmal edilmez bir olgudur. Bunun en iyi şekilde kullanılması önemlidir. Popülerliğin imkanlarından temel değerlerle, insan haklarıyla çelişmeyen bir biçimde yararlanmak kaçınılmaz bir gerekliliktir.

6. Söylendiği kadar kolay olmasa da insanlara yeni şeyler söylemek lazım. Temel insani ve siyasi değerler bağlamında bu yeni şeylerin üretilmesi gerekiyor.

7. Yasaklar, yolsuzluk, yoksullukla mücadelenin aksamadan yürütülmesi önemlidir. 

8. Ekonomi çok önemlidir. Ancak sadece ekonomik istikrarın sağlanması yetmiyor. Hak ve özgürlükleri genişletmenin ciddi bir beklenti olduğunun farkında olmak gerekiyor.

Bu maddeleri çoğaltabiliriz. Ancak yukarıda sayılanların gündeme alınması bile, küskün ve kaderli Ak Parti seçmeninin , partisine dönüşünü sağlayacaktır.

Bir gazeteci büyüğümüz bu seçim sonuçlarından sonra ''Kaçacak yer arayan Ak Parti seçmeni Ekrem İmamoğlu ve Mansur yavaş'a gidiyorsa, yeni kurulacak bir partiye niye gitmesin'' diyor. Aklıyla düşünebildiğini zannettiğimiz bu büyüğümüzün, bu sonuçlardan sonra seçmeninin Ak Parti'den ayrıldığını da değil  kaçtığını söylemesi, beklentisi gerçekleşmemiş birinin öfkesi değil ise, tam bir akıl tutulmasıdır. Mübarek olsun.

Son Söz

Lider bahçede yetişmiyor. Hatasız kul da yok. Sayın Erdoğan, kendine itimadını kaybetmiş bir şeyler yapabileceğine ilişkin kendisine olan güvenini yitirmiş, kararsız hale gelmiş bir topluma özgüven aşılamıştır.

Bu, asla küçümsenmeyecek çok önemli bir eylemdir. Herkesin ve her liderim diyenin yapabileceği bir iş de değildir.

Yanlışları söylerken, eleştiri yaparken adil olmak, sözünü esirgememek ama bir hakkı da teslim etmek erdemli olmanın gereğidir.

Dış basında yapılan yorumları okuyanlar, Erdoğan'ın Türkiye'yi Embeded bir devlet olmaktan kendi kararlarını kendisi alabilen bir devlet yapma yolunda aldığı mesafeyi görebilir. Bu yolun yarıda kalmaması gerekir. Hakkaniyetli eleştiriler yapılırken, Erdoğan yanlız bırakılmamalıdır.