Sizden, insanları hayra çağıran, ma’rûfu emreden, münkerden de nehyeden bir cemâat bulunsun... âyet-i kerimesi çok mühimdir.

Büyük akâid ve lüğat âlimi Seyyid Şerîf Cürcânî’nin “et-Ta’rîfât”ında “Ma’rûf”: “Şer-i şerîfin ve akl-ı selîmin güzel gördüğü şeydir”; “Münker” de “Şer-i şerîfin ve akl-ı selîmin çirkin gördüğü şeydir” şeklinde ta’rîfleri var.

Hadîs-i şerîfte, “Müslümân, dilinden ve elinden müslümânların (diğer bir rivâyette bütün insanların) sâlim oldukları kişi” olarak tarif edilmiştir.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Sizden kim, bir münker görürse, onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse, onu diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezse, ona kalbiyle buğzetsin, bu da îmânın en zayıf derecesidir.”

Peki şimdi bunları kimler yapacak?

Osmânlı âlimlerinden Kâdı-zâde Ahmed Efendi buyuruyor ki:

El ile, güç kullanarak emr-i marûf ve nehy-i münker yapmak, yani günâh işleyene mâni olmak; hükûmetin vazîfesidir. Söz ile, yazı ile cihâd etmek, âlimlerin vazîfesidir. Kalb ile duâ etmek ise, her müminin vazîfesidir.

Nasîhatin önemi

Şimdi, burada bir nebze, nasîhatin dîndeki yerinden bahsedelim.

“Nasîhat”: “Allahü Teâlânın, bir kimseye verdiği nimetin, onda kalarak, dînine  ve dünyâsına faydalı olmasını istemek” demektir. İlim sâhipleri, imkân nisbetinde emr-i marûf ve nehy-i münker yapmalı, yani iyiliği yaymaya, kötülükten sakındırmaya çalışmalıdırlar. Nasîhatten uzak kalan kalbler, zaman içerisinde kararırlar.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Dînin temeli nasîhattir.” [Buhârî]

“Kendisi için istediğini, dîn kardeşi için de istemeyen, (kâmil manâda) îmân etmiş olmaz.” [Buhârî]

“Hayra sebep olana, bunu yapanın ecri kadar sevap verilir.” [Müslim]

“Allahü Teâlânın en çok sevdiği kimse, çok nasîhat edendir.” [İmâm Ahmed]

“Duyduğu hak sözü, bir müslümân kardeşine söylemek, ne güzel hediyedir.” [Taberânî]

 

 

 

KAYNAK : Yeni Akit