İlkokulda mavi önlük giyip beyaz yaka takması, ortaokulda ise kravat takması zorunlu olan son nesildenim… Şimdiki öğrenciler gibi saça toka takmadan okul binasına girmek şöyle dursun, “bugün renkli toka taktım acaba okul idaresi bir şey der mi?” korkusu yaşayanlardandım… Serbest kıyafetle okula girebileceği resmi bayramları iple çekenlerden…  Bir de karne günlerini!  

Anne babaya karşı gelenin elinin taş olacağını zannedenlerden… Ve tabii annesine saygı gösterip annesinden sevgi görenlerden…

İmam Hatip Lisesi okuyan şanslı gruptanım… Tabii kültür derslerinin yanında bir o kadar da mesleki dersleri tek dönemde almayı saymazsak… Latife bir yana,  Arapça gibi zor bir dersle, matematik gibi bir o kadar zor iki dersin yazılılarının aynı haftaya hatta aynı güne denk gelmesi yok muydu…  Şimdi anlıyorum ki, o stres bile özleniyormuş….

Orada da her sabah rutin üst baş kontrolleri yapılırdı. “Beyaz gömlek tamam, renkli hırka yasak, o saç neden hala kesilmedi oğlum?” gibisinden birçok cümle işiterek girerdik okul binasına… Giyim-kuşam kurallarını ihlal edenler bir bir uyarılırdı… Aynı şey tekrar ettiğinde ise tıpış tıpış müdür muavinin odasına gidilirdi…. Korka korka, ürke ürke… Cesaretin varsa bir daha giyin bakalım o turuncu çorapları!

“Lisedeki en güzel şey nedir?” diye sorsalar, “edindiğim dostluklar” diye cevap veririm. Üzerinden yıllar geçti,  bu cevabım zerre değişmedi, elli yıl geçse de değişmez gibime geliyor. Lise dostluğu, bütün dostlukların üstündedir çünkü!

Menfaat nedir bilmediğimiz yaşlarda, samimiyetin ne demek olduğunu öğrendik orada. Samimiyeti, paylaşmayı, yardımlaşmayı en önemlisi de “kardeş” olmayı…

Anne babamızla geçirmediğimiz kadar çok vakit geçiririz arkadaşlarımızla… Onlarla yer içer, onlarla sevinir, onlarla üzülürüz. Sınavdan yüksek not aldığımızda ailemizden önce arkadaşlarımız kutlar bizi. Yine okulda hastalandığımızda, ilk önce arkadaşlarımız sorar, “biraz daha iyi misin, şimdi?” diye…

Az önce dediğim gibi, lise arkadaşlığı saftır, berraktır. Bencillik nedir bilmez mesela…

Kimse vereceğin ders notları için yanaşmaz yanına, selam veren sadece sana değer verdiğinden selam verir; defterin, notun için önemli değildir onun için.

Lise sonrasında da güzel dostluklar kurulur elbet ama lisedekinin tadı onda yoktur. O yüzden değil midir o güzelim yılların üzerinden hayli geçmesine rağmen, lise arkadaşlarımızla buluşma günleri ayarlamalarımız vs.?

O yüzden değil midir üniversite yıllarında kaldığımız yurtlardaki elbise dolaplarına lise arkadaşlarımızla çekindiğimiz en güzel fotoğrafları yapıştırmamız…? Canımız sıkıldığında etrafımızda onca insan varken, saatin kaç olduğuna bakmasızın lise dostlarımızı aramamız, saatlerce konuşmamız…?

Ondan değil midir, sırtındaki çantanın ağırlığını umursamaksızın arkadaşlarıyla kol kola okuluna yürüyen öğrencileri her gördüğümüzde,  bir anda eski günlere dalıp gitmemiz… O günleri yeniden yeniden yaşamak isteyişimiz?

Ondan değil midir lise yıllarında, arkadaşlarımızla hocaya çaktırmadan yazıştığımız kağıtları her okuyuşumuzda duygulanmamız?

Lise yıları…. Güzel yıllar… Özlenilen yıllar… Hep özlenilecek yıllar…

Derslerde hocadan gizli gizli yemek yemelerimiz, sınavlardaki başarısız kopya girişimlerimiz, sınıfça yaptığımız pikniklerimiz, en en güzeli de teneffüslerde başlayıp derslerde devam ettiğimiz bilmeyen bilmeyen hoş sohbetlerimiz….

Evet, lise biteli çok oldu, varsın olsun. Dostluklarımız baki olsun, o bize yeter!…

En tatlı dostluklar liseyle başlar

İlkokulda mavi önlük giyip beyaz yaka takması, ortaokulda ise kravat takması zorunlu olan son nesildenim… Şimdiki öğrenciler gibi saça toka takmadan okul binasına girmek şöyle dursun, “bugün renkli toka taktım acaba okul idaresi bir şey der mi?” korkusu yaşayanlardandım… Serbest kıyafetle okula girebileceği resmi bayramları iple çekenlerden…  Bir de karne günlerini!  

Anne babaya karşı gelenin elinin taş olacağını zannedenlerden… Ve tabii annesine saygı gösterip annesinden sevgi görenlerden…

İmam Hatip Lisesi okuyan şanslı gruptanım… Tabii kültür derslerinin yanında bir o kadar da mesleki dersleri tek dönemde almayı saymazsak… Latife bir yana,  Arapça gibi zor bir dersle, matematik gibi bir o kadar zor iki dersin yazılılarının aynı haftaya hatta aynı güne denk gelmesi yok muydu…  Şimdi anlıyorum ki, o stres bile özleniyormuş….

Orada da her sabah rutin üst baş kontrolleri yapılırdı. “Beyaz gömlek tamam, renkli hırka yasak, o saç neden hala kesilmedi oğlum?” gibisinden birçok cümle işiterek girerdik okul binasına… Giyim-kuşam kurallarını ihlal edenler bir bir uyarılırdı… Aynı şey tekrar ettiğinde ise tıpış tıpış müdür muavinin odasına gidilirdi…. Korka korka, ürke ürke… Cesaretin varsa bir daha giyin bakalım o turuncu çorapları!

“Lisedeki en güzel şey nedir?” diye sorsalar, “edindiğim dostluklar” diye cevap veririm. Üzerinden yıllar geçti,  bu cevabım zerre değişmedi, elli yıl geçse de değişmez gibime geliyor. Lise dostluğu, bütün dostlukların üstündedir çünkü!

Menfaat nedir bilmediğimiz yaşlarda, samimiyetin ne demek olduğunu öğrendik orada. Samimiyeti, paylaşmayı, yardımlaşmayı en önemlisi de “kardeş” olmayı…

Anne babamızla geçirmediğimiz kadar çok vakit geçiririz arkadaşlarımızla… Onlarla yer içer, onlarla sevinir, onlarla üzülürüz. Sınavdan yüksek not aldığımızda ailemizden önce arkadaşlarımız kutlar bizi. Yine okulda hastalandığımızda, ilk önce arkadaşlarımız sorar, “biraz daha iyi misin, şimdi?” diye…

Az önce dediğim gibi, lise arkadaşlığı saftır, berraktır. Bencillik nedir bilmez mesela…

Kimse vereceğin ders notları için yanaşmaz yanına, selam veren sadece sana değer verdiğinden selam verir; defterin, notun için önemli değildir onun için.

Lise sonrasında da güzel dostluklar kurulur elbet ama lisedekinin tadı onda yoktur. O yüzden değil midir o güzelim yılların üzerinden hayli geçmesine rağmen, lise arkadaşlarımızla buluşma günleri ayarlamalarımız vs.?

O yüzden değil midir üniversite yıllarında kaldığımız yurtlardaki elbise dolaplarına lise arkadaşlarımızla çekindiğimiz en güzel fotoğrafları yapıştırmamız…? Canımız sıkıldığında etrafımızda onca insan varken, saatin kaç olduğuna bakmasızın lise dostlarımızı aramamız, saatlerce konuşmamız…?

Ondan değil midir, sırtındaki çantanın ağırlığını umursamaksızın arkadaşlarıyla kol kola okuluna yürüyen öğrencileri her gördüğümüzde,  bir anda eski günlere dalıp gitmemiz… O günleri yeniden yeniden yaşamak isteyişimiz?

Ondan değil midir lise yıllarında, arkadaşlarımızla hocaya çaktırmadan yazıştığımız kağıtları her okuyuşumuzda duygulanmamız?

Lise yıları…. Güzel yıllar… Özlenilen yıllar… Hep özlenilecek yıllar…

Derslerde hocadan gizli gizli yemek yemelerimiz, sınavlardaki başarısız kopya girişimlerimiz, sınıfça yaptığımız pikniklerimiz, en en güzeli de teneffüslerde başlayıp derslerde devam ettiğimiz bilmeyen bilmeyen hoş sohbetlerimiz….

Evet, lise biteli çok oldu, varsın olsun. Dostluklarımız baki olsun, o bize yeter!…

 

                                                                                                                       Mine TAŞDEMİR