sevgili okuyucularım bu sabah erken uyandım.. ve hemen televizyon kumandasına el attım. ve.bir programa takıldım. filiz akın'la ferzan özpetek sinema ve tiyatroya dâir konuşuyorlar. baktım: ilgi çekici şeyler söylüyorlar. bu ferzan özpetek hem italya'da hem de türkiye'de filmler çevirmiş bir yapımcı. her iki tarafta da ödüller kazanmış.kaliteli olduğu anlaşılan tam 7 film yapmış. çevirdiği filmlerde “heyecan” unsurunun zirve yapmasına dikkat ederim, diyor. iyi ama heyecanı doğuran sadece duygu ve hassasiyet değil ayni zamanda fikir ve akıldır. düşüncedir. olaylardır. zulümdür. haksızlıktır. iradedir. sabırdır. adalettir. gayrettir. başarıdır.

aslında heyecanla fikir ve hareket olayları birbirine karışmış, ve sınırları net bir şekilde çizilemeyen rûhî hâdiselerdir. ve daima birbirini doğurur, birbirinin sebebi olurlar.. genç yönetmen de, herhalde bunların farkındadır. benim işaret etmek istediğim husus; entipüften şeylerden, hafif konulardan, magazin mevzularından devşirilmiş heyecanların güçlü eserler yaratmağa yetmeyeceği gerçeğidir.

tiyatro ve sinema iki kardeş san'at şubesidir.. bu iki branşta senaryo yahut tiyatro metni birinci derecede önemlidir. sonra rejisör gelir. ana fikri ve esas temayı iyi kavramış rejisör eserin asıl duygusunu derinden hissediyorsa, teknik ve pratik hünerleriyle de tamamlayarak ortaya bir şaheser, yeni tabiriyle bir başyapıt çıkaracaktır. belirtmek lâzımgelir ki; güçlü artist ve aktristlerin rollerini küçümsemek imkânına da sahib değiliz.

diyecek odur ki tiyatro ve sinema eseri, ayni heyecanı, ayni düşünceyi, ayni gerçeği benimsemiş bir ekibin bir grubun birlikte yarattığı bir mahsüldür (üründür). fakat evvelâ tebrik edilecek kişiler senarist yahut tiyatro yazarı, ve rejisörle beraber konunun ehemmiyetini kavramış olan bir prodüktördür.

adı geçen rejisörün, yani ferzan özpetek'in italya'da çevirdiği italyanca, türkçe filmlerden sonra “eve dönmek” tabirini kullanarak, milletinin sanatına hizmet etmek emelini genç san'atçılara aşılamak isteyişini takdir etmemek kabil değildir. tabiî bir eda ve içten bir üslub ile konuşması da bir san'at adamında bulunması gereken en değerli vasıflardandır. bir artist veya aktrist rol yaparken, bir rolü oynarken ancak, kendi tavır ve üslubundan ayrılabilir. hattâ nekadar ayrılırsa ayrılsın ifadesinde kendi mizacına ait izlerden tamamiyle kurtulduğu söylenemez.

özpetek, filiz akın'ın sorularına cevap verirken, italyan ve amerikan filmleri arasındaki farklardan da bahsetti. bence bu konu; alman, fransız, italyan ve amerikan filmlerini, ayrıca güney kore'de parlayan sinema san'atını, türk filmlerini, arap, acem ve hind filmlerini mukayeseli bir tahlile tâbî tutan, onlar hakkında detaylı malûmat veren ve değerlendirmeler yapan kalemlerin yetersizliğini de dile getirmelidir. gazete yöneticileri liyakatli muhabirlerin münekkit olarak yetişmesini sağlamalıdır.

1950'li 1960'lı yıllarda bir sabri esat siyavuşgil vardı. bir de refi' cevad ulunay. şehir tiyatrolarında, devlet tiyatrolarında oynayan her eseri ânında tenkid masasına yatırmışlardır.

gerçek ve güçlü münekkidler görmek istiyoruz.. hem tiyatro vadisinde hem de sinema filmi eleştirisinde basın-yayın ve tiyatro okullarında eleştiri bahislerini ele alan programlar ihdas edilmelidir. YÖK de, edebiyat ve güzel san'at fakülteleri de bu detay üzerine eğilmelidir.

her sâhada en büyük eksiğimiz, iyi niyetli, objektif, gerçekçi ve muktedir tenkidçilere sahib bulunmayışımızdır.

iyi ile kötüyü tefrik etmek zorundayız...
 

Yeni Şafak