Bir insanın yada kurumun diğerlerinin zihin ve eylemi  üzerindeki kontrolüne yada  bu etkilere direnebilme imkânına güç denir. Engellerin üstesinden gelme ve sonucu etkileyebilme yeteneği olarak tanımlanabilir. Güdüleyen motive edici evrensel dürtülerden biridir. Canlılar dünyasındaki tüm çekişme  , savaşma, ve değişmelerin temelinde  bu kavram yatar.

İnsanoğlu yapısı gereği güce meyillidir. Yaratılışın  başından beri , her zaman insanlığın gündeminde yerini almıştır. Toplumların gelişmesine bağlı olarak değişerek, yeni biçim ve nitelikler kazanmıştır. Hava durumu gibi, herkesin hakkında konuştuğu ancak çok az insanın işleyiş mantığını anladığı bir kavram olmuştur.

Güç,  her canlıda bulunan bir arzudur. Tüm canlılar bu istek doğrultusunda hareket ederler. Güçlü olan canlı zayıf olan canlıdan, bilinçli veya bilinçsiz, iyi veya kötü niyetlerle faydalanmak ister. Emretme, karar verme, en güzele ve en iyiye sahip olma, hepsinden önemlisi varlığını devam ettirme, sadece insanların değil tüm canlıların temel dürtüleridir. Tıpkı yumurtadan çıkan yavru guguk kuşunun, hayattaki varlığını garanti altına almak için diğer yumurtaları aşağıya atması gibi. Bunun gibi örnekler her yerde karşımıza çıkar(1)

İnsanın çevresine egemen olma isteğinin bir sonucu olan güç, sınırsızlaştırılıp yozlaşıncaya kadar , doğadaki tüm muhataplarının arasında el değiştirip durur.  Bir Afrika Atasözünde der ki: Her sabah bir ceylan uyanır Afrika’da.Kafasında bir tek düşünce vardır.En hızlı kosan aslandan daha hızlı koşabilmek,Yoksa aslana yem olur.Her sabah bir aslan uyanır Afrika’da.Kafasında bir tek düşünce vardır.En yavaş kosan ceylandan daha hızlı koşabilmek,Yoksa açlıktan ölecektir. İşte bu , gücün zoraki döngüsünün ispatıdır.

 Dünyanın ve içindeki canlıların şekillenmesinde belirleyici etkiye sahip olan gücün tarihi arka planı zengindir.‘’ Evet, insanlık tarihinde güç arayışı çok temeldir ve bu arayışın en önemli tetikleyicisi kendini güvende hissetme duygusudur. Gücü katlayabildiği oranda kendini güvende hisseden insan, sırtını tamamıyla güç kazanımına dayar. Onu elinde bulundurma çabası , çoğunlukla diğerine karşı tahakkümü, baskıyı ve otoriteyi beraberinde getirir; çünkü güce sahip olmanın göstergesi, öteki üzerinden görünür kılabilmekten geçiyor.

Güç adına yaşanan bütün zorluklar esasında mutlu olmak, haz almak adınadır. Ne var ki mutlu olmayı güce endekslemek aynı zamanda insanın kendi sınırlarından hadsizce uzaklaşmasını ve yalnızlaşmasını ifade eder. Ortaya çıkan tablo güce varoluşsal bir anlam yükleyen insanın kendisini nasıl iptal ettiğini, insaniyetini nasıl ötelediğini açıkça gözler önüne serer. Dolayısıyla güç etrafında konumlanmak, insana hem çok şey kaybettirir hem kendiliğini öteletir. ‘’(2)

 

Güç dediğin, içerdiği farklı tanımlarda insanın kaybolduğu; kimi zaman da verdiği sarhoşlukla içinde insanlığın kaybolduğu bir kavram. Dolayısıyla insanın kendi gücünü başkalarına hakimiyet üzerinden değil, kendine hakimiyet üzerinden hesaplayabilmesi önemli.(3)

Bundan ötürüdür ki , güç peşinde koşmak insanın hastalığını, her zaman güçlünün peşinde koşmak ise ezikliğini gösterir. Gücün peşinden koşanlar, arzularını tatmin ederken giderek daha çok boyun eğdiklerinin farkına varamazlar. Bunların yaşamında ciddi biçimde başa çıkmaya çalıştığı çaresizlik duyguları mevcuttur.

Gücü olmayan adalet aciz,  adaleti olmayan güç ise zalimdir. Dünyayı daha  güvenli hale getirmeyi dillendirenlere göre,   bunun yolu güce sahip olmaktan geçer. Ne kadar güç kazanırlarsa,  kendilerini o kadar güvende hissederler. Oysa ki , haklı olanı güçlü kılamayanlar , güçlü olanı haklı kıldıklarında adalet güçsüzleştirirler. Bu nedenle, gücün sözünün sözün gücünü boğduğu yerde,  adalet susar ve  adele konuşur.

Nerede sen ben bilinci hâkim ise orada insanlar birbirlerinin korkularına konuşurlar. Sen, ben bilinci içinde kurulan ilişkilerin temelinde, “kim daha güçlü?”, “kim kimden korkmalı?” anlayışı yatar.(4) Azdırıcı bir kavram olduğundan, sahibinin tâbi olduğu bir terbiye mekanizması yada otokontrolü yoksa güç zehirlenmesi kaçınılmaz olur. Zira, her şey gibi o da kontrolsüz olduğunda körleştiren ve köleleştiren bir etkiye sahiptir.

 Elde edilen gücün korunması söz konusu olduğunda gücün insan üzerindeki zehirleyici etkisi de ortaya çıkar ve işin içine korku unsuru eklendiğinde birbirini takip eden felaketler zinciri toplumsal yaşamı bir korku filmine dönüştürür. Korkunun krallığı hükmünü sürmeye başladığında baskı gündelik yaşamın kenar süsü olur; tehdit, şantaj ve işkence iktidarın elinde bir silaha dönüşür.(5)

Elde edilen güç  sahibinden güçlü olursa o sahibini ,  sahibi ondan güçlü olursa kendisi  gücü kontrol altına alıp yönetir. . Bu ona “yapabilme” erki vererek  muktedir kılar.  Kontrol altına alınamayan gücün sahibini  esir almasının , felaket üstüne felaket olduğu tarihi bir hakikattir.

Güçlü insanların el üstünde tutulduğu toplumlarda insanlar,  ay çiçekleri gibi, yüzlerini hep güçlü olana çevirir. Bundan ötürü güçlünün çevresi de kalabalıktır. Etraftakiler onun bu unsurundan sinsice faydalanırlar. Şu da var ki ; güç insanı değiştirmez,  gerçek  yapısını ortaya çıkarır. Mayası sağlam olan insan, bir kudret zehirlenmesi olan güçlü olma sarhoşu olmadıktan sonra, maddi durumu konumu ne olursa olsun yine kendisidir. Aksi halde ,  kendi hakikatini perdelediği bir hayata dört nala koşacaktır..

Hiçbir sahiplik,  insanı hakiki anlamda güçlü kılmaz. Gücü paradan kaynaklananların gücü, karşısına kendinden daha zengin biri çıkana kadardır. Gücü fiziksel olup şiddetten kaynaklananların gücü, karşılarına kendilerinden daha şedit ve ölmekten korkmayan birileri çıkıncaya kadardır !

1 ) netnedir.com / Autumnus

2)  lacivertdergi.com /  Sinay Avşar

3)  aylinalgun.com /  Aylin Algun

4) Cüceloğlu, D. 1999. Anlamlı ve Coşku Dolu Bir Yaşam İçin Savaşçı, İstanbul: Sistem Yaynclk

5)  komplikedergi.org / Tamer Çetin