Abdülkadir Selvi'nin Yenişafak gazetesindeki yazısında soruyor: Kimin adına yaptınız bunu.
Hangi güçlerle yaptığınız kirli pazarlık üzerine ülkemizi ateşe attınız
? İşte o yazı,,,

Ülkem adına kaygılıyım.
Bu ülkede her 10 yılda bir askeri darbe olurdu.
Darbeler tarihe gömüldü.
Ama her birkaç yılda bir şiddet çok ağır bir şekilde geri dönüyor.
Çözüm süreci devam ederken, bu kez başarılı olamazsak, şiddet daha ağır bir şekilde geri dönüş yapar diyorduk.
Öyle oldu.
Şehir savaşları yaşanıyor benim ülkemde.
HDP'liler ise ellerinde bidon ateşin üzerine benzin dökmekle meşguller.
Dün Meclis'te HDP Grup toplantısını izledim.
Birçok milletvekili grup toplantısına katılmamıştı.
Bir kısmı bölgedeydi.
59 milletvekilinden ancak 10'u grup toplantısına katılmıştı.
Bazı milletvekilleri yaşananlardan dolayı rahatsız mı diye düşünmeden edemedim.
Kürsüde Figen Yüksekdağ vardı.
"Demokratik direnişimizi sürdüreceğiz" diye başladı konuşmasına.
Kürsüde bir partinin Eş Genel Başkanı olarak değil, adeta barikatların arkasındaki bir direniş lideri gibi konuşuyordu.

Sanki bu yaşananlardan dolayı hiçbir sorumlulukları yok gibi konuşuyordu.
"Düne kadar sivil siyaset güzellemesi yapanlar, askere karşı vesayet savaşı verenler, bugün 7-8 ilçeye harekat düzenliyor" diye sesleniyordu.
Çatışma sürecini başlatan kim?
Askeri sahaya çeken kim?
Evet biz çözüm için yüreğimizi ortaya koyduk.
Evet biz askeri vesayetin geriletilmesi için mücadele verdik.
Darbecilerin yakasına yapışıp, Kenan Evren'i yargıladık.
OHAL'i kaldırıp, EMASYA'yı lağvettik.
Ama siz?
Sur'da, Cizre'de, Silopi'de hendek savaşlarını başlatarak, tankıyla, topuyla askeri sahaya siz çektiniz.
Eserinizle öğünün hanımefendi.
Çatışmalarda 360 sivil vatandaşımız hayatını kaybetti diyor Figen Yüksekdağ.
Peki Figen Hanım, onların içinde eline silahı tutuşturup, barikatların arkasında nöbete gönderdiğiniz 13-14 yaşlarındaki çocuklar da var mı?
Var.
Arakada kalıp kurşunlara hedef olan masum insanlar var.
Şehitlerimiz var.
Peki hanımefendi bu savaşı niye başlattınız?
O çocukların eline silahı niye verdiniz?
Sizin çocuklarınız yurtdışında okurken, kolejlerde eğitim görürken, Kürt'ün çocuğunu hendeklerin arkasına niye sürdünüz?
Hendekler açıp, barikatlar kurup, içlerine tonlarca patlayıcılar yerleştirip şehirlerimizi niye savaş meydanına çevirdiniz?
Cemil Bayık, şehir savaşlarının talimatını verirken, bu ülkede barış vardı.
Niye sesiniz çıkmadı.
Hendekler açılırken niye karşı çıkmadınız.
O çocuklar ellerinde silahla, barikatların arkasında kurşun sıkarken niye tepki göstermediniz?
200 bin Kürt evini terk etmek zorunda kaldı.
Kendi vatanında mülteci durumuna düştü.
Figen Yüksekdağ'a göre, "TC özel savaş konsepti uyguluyormuş".
Ne zamandan beri?
Temmuz ayından bu yanaymış.
Size uykudaki polisleri ensesinden vurun diyen "TC" miydi?
Cemil Bayık'a, "Şehir savaşlarını başlatın, hendekler kazın, evlerin altından birbirine geçecek tüneller kazın, sokaklara barikatlar kurun" diye talimatlar verdiren "TC" miydi?
Özyönetim hakmış?
Özyönetim için hendekler kazdığınız bu şehirleri kim yönetiyordu?
Sizin partiniz değil mi?
Şiddetin, silahın, kurşunun, hendeğin, barikatın, ölümün esas olduğu bir mücadele yöntemi olur mu?
Ama Figen Yüksekdağ'a göre olur.
"Özyönetim haktır. Sadece Cizre, Silopi, Nusaybin'in değil aynı zamanda İstanbul, Rize, Mersin ve Ankara'nın da hakkıdır."
O zaman Rizeliler de hendek kazsınlar.
Biz Brüksel'de, Paris'te, Londra'daki gibi yaşamak istiyoruz.
Bir dönemler Beyrut'ta olduğu gibi mezheplere ve etnik kökenlere göre bölünmüş yönetimleri istemiyoruz.
Biz Roma'da, Berlin'de, New York'ta gibi olmak istiyoruz.
Siz ise bize Suriye'deki gibi bir yaşamı layık görüyorsunuz.

Peki bunca insanın ölümüne, şehirlerin yaşanmaz hale gelmesine, kentlerimizde savaş manzaralarının yaşanmasına rağmen hangi kazanımları elde ettiniz Figen Hanım?
Türkiye Cumhuriyeti o bölgelerinden çekilip, şehir savaşlarını başlattığınız yerlerin anahtarını size mi verdi?
Bu mümkün mü?
Bu halk sizi 7 Haziran'da 80, 1 Kasım'da 59 milletvekili ile Meclis'e soktu.
Sizin özyönetimini savunduğunuz yer Kandil değildi, Türkiye Büyük Millet Meclis'iydi.
Bu millet size Meclis'inde özyönetimi savunma hakkı dahi verdi, daha ne istiyorsunuz?
Ne zamanki bu ülkede barış oldu, ne zaman ki çözüm süreci devreye girdi, ne zamanki demokratikleşme süreci başladı, Kürtlerin analarının ak sütü gibi helal olan hakları bir bir verilmeye başlandı.
Figen Hanım, 6 aydır hendek savaşı veriyorsunuz.
6 ay içinde hangi kazanımları elde ettiniz.
Anadilde eğitim mi, özerk yönetim mi, Kürtçe'nin ikinci resmi dil olması mı?
Neyi kazandınız?
Kürtler en büyük kazanımlarını çatışma süreçlerinde değil, barış dönemlerinde elde etti.
İmralı ile görüşmenin yasal çerçevesi çıkarıldı.
Kürt sorununun çözümü adına adeta, bir "Sessiz devrim" yaşandı.
Kürtler en büyük kazanımlarını AK Parti dönemde elde ettiler.
Kürtçe kasetlerin yasak olduğu, köylerin yakıldığı, faili meçhullerin kol gezdiği bir dönemden bugünlere geldik. Figen Yüksekdağ sizin sayenizde değil, size rağmen.
Kürt sorunun çözümü adına neler yapıldı derseniz, birkaç başlığı sıralayayım.
-TRT Kürdi'nin kurulması.
-Cezaevlerinde anadilde görüş imkanı.
-Vatandaşların çocuklarına arzu ettikleri isimleri verebilmesi
-Yerleşim yerlerinin Kürtçe isimlerini alabilmesi.
-Üniversitelerde Kürtçe bölümler açılması.
-Seçimlerde Kürtçe propaganda yapabilme.
-Kürtçe Kur'an-ı Kerim.
-Kamu hizmetlerinden Kürtçe yararlanma.

Bunlar yeter mi? Yetmez. Daha yolun başındaydık. Demokratik bir Türkiye'yi inşa etme sürecindeydik.
Kürtçe kasetlerin yasak olduğu, büyükşehirlerin meydanlarına, "Kürdüm diyenin yüzüne tükürün" pankartlarının asıldığı, PKK renklerini çağrıştırıyor diye trafik lambasının renginin değiştirilmek istendiği ve insanlara dışkı yedirildiği günlerden buralara geldik.
Alacağımız daha çok yol vardı.
Ama siz silaha sarıldınız. Sürece ihanet ettiniz.
Kimin adına yaptınız bunu.
Hangi güçlerle yaptığınız kirli pazarlık üzerine ülkemizi ateşe attınız?
Figen Yüksekdağ öylesine ajite bir dil kullanıyordu ki.

yazının devamını okumak için....