Aile efradına karşı Peygamber'den (sav) daha müşfik olan hiç kimseyi görmedim. Oğlu İbrahim'in Medine'nin kenar mahallerinde oturan bir sütannesi vardı. Sütannenin kocası bir demirciydi. Beraberinde biz de olduğumuz halde Hz. Peygamber oraya giderdi. Varınca demircinin dumanla kaplı evine girer, çocuğu kucaklar, öper, koklar ve bir müddet sonra dönerdi. Bunu yaptığı zaman da kendisi Arap Yarımadası'nın hemen tamamını kaplayan ve Bizans İmparatorluğu'nun güney sınırlarına uzanan Medine devletinin tartışmasız yöneticisiydi."

Sahih-i Müslim'de geçen bir hadiste Enes b. Malik, Resulullah'ın çocuk sevgisine böyle şahitlik eder. İslamiyet dinî davetin yanı sıra eğitim sistemi, toplumlar ve insanlar arası ilişkileri düzenleyen bir değerler ve davranışlar sistemi de ortaya koymuştur. Bu konuda insanlık için en güzel örnek, şüphesiz bu dini insanlığa tebliğ eden Hz. Muhammed (sav)'dir. Onun bir eğitimci olarak yeni yetişen nesillere yaklaşımını, onlarla ilişkilerini doğru tespit etmek, tavır ve davranışlarının gerisinde yatan temel prensipleri kavramak ve çocuklarını bu doğrultuda yetiştirmek Müslüman toplumların öncelikli görevi olacaktır. Resulullah'ın kendi evlatlarıyla ilişkisini nasıl bir zemin üzerinde tesis ettiğiyle başlayalım söze. İyi ve müşfik bir baba olduğuna şüphe yok elbette. Çocuklarına samimi ve içten bir sevgi besliyor, yeri geldikçe de sevgisini açıkça gösteriyordu.
Hz. Fatıma'ya hürmeti

Onlarla ilişkileri maddî ve geçici duygulara değil, derin bir sevgiye dayanıyordu. En küçük ve kendisinden sonra yaşayan tek çocuğu Hz. Fatıma'ya hürmetine bir bakın:

Ebu Davud'un Sünen'de aktardığı bilgiye göre Hz. Peygamber onu görünce sevinir, kendisini ayakta karşılar, elini tutarak yanaklarından öper, iltifat edip yanına veya kendi yerine oturturdu. Babası kendi evine gelince Hz. Fatıma da onu aynı şekilde karşılayıp ağırlardı. Yolculuğa çıkarken veya sefere giderken aile fertlerinden en son Fatıma ile vedalaşır, seferden dönünce de ilk onunla görüşür, sonra eşlerinin yanına giderdi. Kadınlardan en çok Fatıma'yı, erkeklerden de Ali'yi sevdiğini ifade etmiştir.

Resulullah'ın kölesi Zeyd ile muhabbeti de onun çocuk sevgisini göstermesi açısından dikkat çeker. Sonradan azat edip evlat edindiği Zeyd'in babası ve amcası onu geri almak için geldiklerinde Resulullah kararı Zeyd'e bırakmıştı. Zeyd, o kadar Hz. Peygamber'in muhabbetiyle doluydu ki, babası ve amcasıyla beraber gitmeyi reddetti. Amcası Cebele bu hadiseyi şöyle dile getirir:

"Resulullah'a geldim ve ey Allah'ın Resulü, kardeşimin oğlunu benimle beraber gönder, dedim. Resulullah, "O burada, seninle gitmek isterse kendisini alıkoyacak değilim", dedi. Fakat Zeyd, "Ey Allah'ın Resulü, sana hiç kimseyi tercih etmem", deyince, onun düşüncesini benimkinden daha iyi buldum" (Tirmizî, Menakıb, 40).

Sahih-i Buharî'de Enes b. Malik'ten şöyle bir rivayet aktarılır: "İbrahim'in vefatında Resulullah'ın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Abdurrahman b. Avf ona 'Sen de mi ya Resulullah?' diye sordu. Hz. Peygamber, 'İbn Avf, bu merhametten' dedi, daha çok gözyaşı döktü ve 'Göz ağlar, kalp üzülür, fakat biz sadece Allah'ın hoşnut olacağı sözü söyleriz. Senden ayrıldığımıza üzülürüz ya İbrahim!' dedi".

Oğlu İbrahim'in vefatıyla ilgili bir rivayet daha vardır. Gözünden yaşlar aktığı sırada onu teselli eden sahabe, kendisine, başkalarına üzüntülerini azaltmalarını öğütlediğini hatırlatmıştı. Bunun üzerine Resulullah şöyle buyurdu:
"Hayır, ben bağıra bağıra ağlamayı ve ölünün aşırı övülmesini yasakladım. Sizin bende gördüğünüz sevgi eseridir ve kalpteki merhamettir; merhamet etmeyene merhamet edilmez. Çocuğumuz için üzülüyoruz, gözler yaşla doluyor ve kalp içe doğru kabarmakta, yine de Rabbimizi üzecek hiçbir şey söylemeyiz. İbrahim, eğer bu herkes tarafından takip edilecek yol olmasaydı ve en sonuncumuz ilk gidenimize kavuşacak olmasaydı, senin için bundan daha fazla üzülürdüm."

Resulullah'ın torunlarıyla ilişkisi

Gelelim Resulullah'ın torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'le ilişkisine. Ebu Hureyre dışarı çıktıkları bir gün Fatıma'nın evine geldiklerinde Peygamber'in Hasan'ı kastederek, "Küçük adam orada mı? Küçük adam orada mı?" buyurduğunu, Hasan geldiğinde kucaklaştıklarını ve o sırada Hz. Peygamber'in, "Ey Allah'ım, ben onu seviyorum, senin de onu ve onu sevenleri sevmeni niyaz ediyorum" buyurduğunu rivayet etmiştir (Buharî, Menakıb 27).

Bir başka rivayete göre Resulullah mescitte insanlara hitap ederken torunları Hasan ve Hüseyin gömlekleri içinde düşe kalka yanlarına geldiler. Resul-i Ekrem minberden indi, onları kaldırdı, ardından da şöyle buyurdu:

"Allah u Teâlâ malınız ve evlatlarınız birer fitnedir, diyerek hakikati buyurmuştur. Şu iki çocuğun düşe kalka yürüyüşlerine baktım ve vaazımı kesip onları yukarı almaktan kendimi alıkoyamadım."

Resullah'ın sevgili torunlarıyla sık sık oynayıp gönüllerini hoş ettiği de bilinir. İbn Abbas'ın rivayetine göre Hz. Peygamber, Hasan'ı omuzlarında taşırken sahabeden biri Hasan'a, "Bindiğin ne güzel binektir" dediğinde Hz. Peygamber "Ve sürücüsü ne güzel sürücü" cevabını vermiştir.

Görüldüğü gibi Allah'ın elçisi yorucu ve çileli hayatında çocuklarını ve torunlarını ihmal etmek bir yana, onlarla yakından ilgilendi, canları yandığında acılarını yüreğinde hissetti. Yeri geldi, onlarla çocuk oldu, oyunlar oynadı. Neşeleriyle neşe buldu, acılarıyla kederlendi.Fakat Hz. Peygamber'inbüyüklüğü, alelâde kimselerin yaptığının aksine, bu dünyanın geçici hadiseleri karşısında kontrolünü kaybetmemesi, evlatlarının dertleriyle dünyaya meyletmekten sakınması, zihnini ve kalbini mükemmel bir denge durumunda muhafaza etmesinden gelir.- Yenişafak