15 Temmuz’da Türkiye’yi iç savaşın ve işgalin eşiğine getiren saldırının failleri ABD, Avrupa ve NATO korumasına alınıyor. Bir terör örgütü üzerinden Türkiye saldırıya maruz kalıyor. “Yeni 15 Temmuz” tehditleriaçıkça dile getiriliyor. Bunlar bize bir şey anlatılıyor mu?

ÇİPRAS “SAVAŞ” DİYOR, “SONDAJ GEMİNİZİ BATIRIRIZ” DİYOR. BİZE BİR ŞEY ANLATIYOR MU?

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi ABD’nin, Avrupa’nın, İsrail’in, Yunanistan’ın “iç meselesi” haline geliyor. Biz o başkentlerin, şehirlerin belediye başkanlarının kim olduğunu, seçimlerinin ne zaman yapıldığını bile bilmezken bütün Batı dünyası İstanbul’u izliyor. Dışarıdan içeriye doğru yoğun müdahaleler zinciri yaşanıyor. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?

Yunanistan Başbakanı Çipras, “Türkiye Meis adası açıklarında sondaj yaparsa savaş çıkar” diye tehdit ediyor, sondaj gemisini batırılabileceğini ima ediyor. Arkasına bütün Avrupa gücünü alıyor ve o cesaretle konuşuyor. Bunla bize bir şey anlatıyor mu?

Doğu Akdeniz, İsrail’in, Mısır’ın, Yunanistan’ın, ABD’nin ve bütün Avrupa’nın donanma üssü haline geliyor. Doğalgaz ve jeopolitik hesaplar doğrultusunda bir çokuluslu cephe, Türkiye’yi Akdeniz’den sıkıştırıyor, tecrit etmeye çalışıyor çok daha ötesi; çevreliyor. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?

TÜM ÇEVRELERDEN KUŞAT, İÇERİDEN HAREKETSİZ BIRAK!

ABD, İsrail, birkaç Arap ülkesi ve AB ülkeleri, Ege adalarını silahlandırıyor, füze üslerine döndürüyor, Türkiye’yi Ege’den, Batı’dan da çevreliyor, tehdit ediyor. Aynı şekilde Yunanistan, Bulgaristan, Romanya’ya askeri yığınaklar yapılıyor. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?

Suriye’nin kuzeyinde yüzlerce kilometre boyunca bir cephe inşa ediliyor. Ordulara yetecek askeri yığınak yapılıyor. Bölgenin demografik yapısı değiştiriyor. Bir terör örgütü üzerinden Türkiye’ye cephe açılıyor. Bunu yapanlar da, yukarıdakileri yapanların kendisi. Türkiye’nin tehdide müdahalesi engellenmeye çalışılıyor. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?

Bütün bu saydıklarımıza paralel biçimde içeride bir cephe inşa ediliyor, edildi. Bir çokuluslu cephe… Siyasi partiler, terör öğütleri, daha önceki müdahalelerde kullanılan her çevre bu cephenin içine yerleştiriliyor. Onların dilini, onların sözünü, onların tezlerini kullanıyor. Onlara göre tavır alıyor. Onlara göre Erdoğan’la hesaplaşmaya giriyor. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?

ONLAR ERDOĞAN’A NEDEN DÜŞMAN, BİLİYORUZ. PEKİ SİZ NİYE DÜŞMANSINIZ!

AK Parti İstanbul İBB seçimini kaybedince bütün Avrupa ve Arap medyası, ABD basını sevinç çığlıkları atıyor. “Erdoğan’dan intikam aldık, sonu geldi” söylemleri daha güçlü dile getiriliyor. ”İşte şimdi Türkiye’nin direncini kırdık” düşünce ve söylemleri öne çıktı. Bundan sonra bütün girişimlerini bunun üzerine kuracaklar. Türkiye’nin etrafındaki çevreleme ile bu müdahale dalgasına daha da güç verecekler. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?

İstanbul İBB seçimi kaybedilince herkes AK Parti’ye, Erdoğan’a ayar vermeye başlıyor. Kendisini, ailesini-çevresini, ona destek verenleri suçluyor. Kendisini yalnızlaştırmaya dönük küresel kampanyanın izdüşümü içeride de aynen servis ediliyor.

DESTEK VERENİ KÜÇÜMSE, KİBİRLİ BİR DİLLE AYAR VER. PEKİ, SİZ KİM OLUYORSUNUZ?

Erdoğan’a yakın durmayı, destek vermeyi “suç” gibi algılatmaya dönük bir psikolojik operasyon yürütülüyor. Onun mücadele ettiği milli eksenin güç kazanması için mücadele edenleri ayıplamaya, küçük düşürmeye dönük bir propaganda programı anında harekete geçiriliyor. Dışarıda kullanılan cümlelerle içeride kullanılan cümleler aynılaşıyor. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?

Eleştiren, tepki gösteren herkesin kesin bir gerekçesi var. Ama bakıyorum, en ağır eleştirileri yapanlar çoktan bu mücadeleyi terk edenler oluyor. Kibirli, tepeden bakan, küçümseyici bir dil ile ekranlarda, sosyal medyada, köşelerde ahkâm kesiyor. “Ben neyim, ne yapıyorum, ne kadar varım” diye bir soruyu bir kez bile kendilerine sormuyor. Erdoğan yönetiminden en çok “nasiplenen” ve bunu kaybedenler en ağır sözleri söylüyor. Gerekçeleri tamamen kişisel,beklentilerle alakalı. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?

“ORGANİZE ELEŞTİRİ” YIKICI BİR HASTALIK HALİNİ ALDI..

AK Parti çevresinde, muhafazakâr çevrede, eleştiri-samimiyet, -doğruluğun, bir şeyleri yeniden güçlü hale getirmenin ötesinde yıkıcı, yıpratıcı, intikam alıcı bir “hastalık” haline geldiğini, bunun eleştirinin ötesinde bir şey olduğunu, alttan alta servis edildiğini, aynı ezberlerin her yerde tekrar edildiğini, bir yıkıcı projeye dönüştüğünü görüyorum.

Bence bu, AK Parti ile sınırlı bir şey değil. Erdoğan’a, bugün durduğu milli eksene, Türkiye’nin bölge ve küre ekseninde verdiği mücadeleye dönük kampanyanın psikolojik ayaklarından biri. Eleştiri tabi ki olacak ama ben bunun artık bir müdahale projesine dönüştürüldüğünü görüyorum. Bu bize bir şey anlatıyor mu?

MÜDAHALELER ZİNCİRİNİN PARÇASI: YILGINLIK, YIPRATICILIK, TÜKETİCİLİK..

Son on yılda, Türkiye’ye dönük müdahalelerzincirinin bir parçasının da bu “organize eleştiri” olduğunu düşünüyorum. Ve bu aslında eleştiri değil, bir müdahale biçimi.. Yılgınlık, yıpratıcılık, tüketicilik, aşındırıcılık içeren, inşa etmeye değil dağıtmaya ayarlı bir kampanya bu.

Bazıları saf biçimde, “ucuz cümlelerle” aynı senaryoya destek veriyor. Kastettikleri sonuç olursa Türkiye’nin ne olacağına dair bir adım sonrasına ilişkin cümle bile kurmayı düşünmeden yapıyor bunu. Bu çevrelerin, eleştiriden gözleri o karar körleşti ki, Türkiye’nin etrafında nasıl bir çevreleme olduğunu, ne gibi tehditlerin kapımıza dayandığını,bunun hepimiz için ne tür bir yıkım olabileceğini, tarihsel bir hesaplaşma yaşandığını ve Türkiye için en öncelikli konunun bu olduğunu, içeride buna yönelik bir direnç olduğunu ve bütün rüzgârların bu direnci aşındırmaya dönük olduğunu göremiyorlar. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?

ERDOĞAN İÇİN “ABDÜLHAMİT” SENARYOSU, İÇERİDEN SALDIRMAK VE ARKASINA GİZLENEN YIKIM.

Siyasi tarihe bakalım. Osmanlı’nın son dönemine bakalım. Abdülhamit dönemine bakalım. “Haklı, masum” eleştiri, tepki ile hareket edenlerin, çok daha büyük tehditleri nasıl göremediğinin örnekleriyle dolu. Ve bu tavırların ne büyük yıkımlara yol açtığını bugün görüyoruz ve ağlıyoruz. Erdoğan’a da bir “Abdülhamit” senaryosu uygulayanlar ortada.

En acı tarafı, aslında Türkiye’nin büyük mücadelesini omuzlayacak olanların arasında durup da, kurşunu içeriden atmak, saldırıyı evin içinden yapmaktır. Tarih bize bir daha aynı basiretsizliği göstermez diye umarken “içeriden müdahale”nin aslında bir dışarıdan müdahale olduğunu bir kez daha görmeye başladık. Bunlar bize bir şey anlatmıyor mu?

“TÜRKİYE EKSENİ” VE ‘YARIN’ HESABI YAPMAYANLAR. TARİHİ ANLAMAK BUGÜNÜ ANLAMAKTIR.

“Türkiye Ekseni”nde mücadeleye devam edeceğiz. Yılmadan, korkmadan, tedirgin olmadan, yarın hesabı yapmadan. Çünkü bunun, bu mücadelenin Anadolu’da Malazgirt’ten beri var olan bir eksenolduğunu biliyoruz. Bu, siyasi partileri de aşan bir kimliktir. Ve sandığınızdan çok daha güçlüdür. Temel duruş noktamız, kimin ne kadar içeriden, kimin ne kadar dışarıdan olduğudur. İçeriden eleştirilerin önemli bir kısmının aslında “dışarıdan bakış, başkalarının aklı”olduğunu görüyoruz artık.

Bugünü anlamayanlar, bugün ülkemizin içinde bulunduğu büyük mücadeleyi anlamayanlar, bu mücadeleyi her şeyin üstünde tutamayanlar, ona göre pozisyon alamayanlar ya da en kötüsü, az bir zaafta dağılanlar, ya da bir güçlü direnci dağıtmak için harekete geçenler Çanakkale’yi anlamamış, İstiklal mücadelesini anlamamış, Birinci Dünya Savaşı’ndaki coğrafya paylaşımını anlamamış demektir. Tarih kitaplarında okumak kolaydır, bugün yazılan tarihi bugünden görebilmektir esas olan. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?

ASIL VESAYET ZİHİNLERİMİZDE.

“Erdoğan’a destek vermek yalakalıktır” diye bir söz üretiliyor ve birileri bundan etkilenerek hareket ediyorsa, o birilerinin zihinleri esaret altındadır, çok ciddi siyasi körlük yaşamaktadır. Onlar bir cümle ile saf dışı edilebilen adamlardır.

Erdoğan’a “Abdülhamit senaryosu” reva görenler, dünyanın tasfiye etmeye çalıştığı adama onların cephesinden vuranlar asıl kurşunu Anadolu’ya, İstanbul’a, coğrafyaya sıkmaktadır. Vesayet zihinlerimizdedir. Bu yüzden en ağır eleştiriyi bu alana yoğunlaştırmak acil bir ihtiyaçtır. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?

TARİHİN İKİ DÖNEMİNDE DE, AYNI ÇEVRELER AYNI YERDE DURUYOR. İŞTE BU İBRETLİK!

Abdülhamit çöküş döneminin lideri idi. Bir imparatorluğun çöküşünü geciktirmeye çalıştı ve bu yönde çok çile çekti. Ama Erdoğan yükseliş dönemi lideridir. Bu yükseliş bir tarih dönüşüdür. Yanlış safta duranlara rağmen devam edecektir. Tarihin bu iki döneminde de, aynı çevrelerin aynı yerde durması, oradan vurması acınası bir durumdur.

Onlar o zaman da dünyayı, tarihi okuyamadı, bugün de yanlış okumaktadır. O zaman da yanlış yerde durdu, bugün de yanlış yerde durmaktadır. Ve “organize eleştiri” onlar üzerinden içeriye servis edilmektedir. Bunlar bize bir şey anlatıyor mu?

BÜYÜK MÜCADELEYİ, ONLARIN KÜÇÜK HİKÂYELERİNE KURBAN ETMEYECEĞİZ.

Büyük mücadeleleri, onların küçük hikâyelerine kurban etmeyeceğiz. En azından bunu biliyoruz. Onların küçük hesapları için bir kez daha tarihi ıskalamayacağız. Direnmenin, mücadele etmenin ne olduğunu iyi bilen bir gelenekten geliyoruz.

“Organize eleştiri” üzerine bu sözlerim, gerçekten samimi, canı yanan, bir şeyler için fedakârca çalışanlara değildir. Onların candan eleştirileri, içlerindeki sızıyı dışa vurmaları baş tacı edilmelidir. Çünkü bu büyük yolun asıl yolcusu, mimarı onlardır. Bedel ödeyenler de onlardır.

BİRİLERİNİN GÖLGESİNE SIĞINIP ORADAN ATEŞ ETMEYE BAŞLADILAR

Az bir kayıpta başkalarının gölgesine kaçıp ateş edenleri, eleştirilerin arkasına gizlenen bir operasyon, bir müdahale biçimini anlatmaya çalıştım. Bence herkes biraz kendine, biraz çevresine, kimin nerede durduğuna, kimlerin silahını kullandığına da bakmalı.

İBB seçimini kaybeder kaybetmez, başka adres arayanlara, Erdoğan’ı yalnız bırakanlara dikkat çekmeye çalıştım sadece. Onlar hiçbir mücadelenin adamı değildir!