Elinde tahta bavul, ayaklarında altı delik ayakkabı,  sırtı yamalı ceket ve pörsümüş şapkalı Seni  yeneceğim İstanbul”  diye bağıran köylü ile “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul”  diyen ince bıyıklı, takım elbiseli, kravatlı, düzgün taralı saçlı ve rugan ayakkabılı İstanbul beyefendisinin ortak paydası İstanbuldur.

Bir şehir düşünün yanyana duran iki adamdan birine şehvet veriyor,

Diğerine şefkat.

Bir şehir düşünün yanyana duran iki adamdan birine azim ya da hırs veriyor,

Diğerini daha seyrederken yoruyor.

Bir şehir düşünün yanyana duran iki adamdan birine aşkla bakıyor.

Diğerine nefret.

Bir şehir düşünün yanyana duran iki adamdan birini düşündürüyor,

Diğerini duygulandırıyor.

Artık şehri düşünmeyin,

Şehri duyun. Hissedin.

En güzel şeyler anlaşılmaz, ama hissedilir.

İstanbul en güzel olmasa da, çok güzeldir.

Artık şehre şehvetle bakmayın, sevgi ve şefkatla bakın. Bu şehrin ne kadar da yorgun olduğunu anımsayın.

Artık şehre hırsla, tutkuyla, elegeçirme ve zapt etme dürtüsüyle bakmayın,

Onu paylaşın.

Artık şehri yalnızca seyretmeyin.

Onu yaşayın.

Gökdelen tepelerindeki manzara dürbünü 1 tl ile çalışıyor olabilir. Lakin gönül tepelerindeki yürek dürbünü bedavadır. İşte İstanbul’a o yürek dürbünü ile bakmanın değerine paha biçilemez