İletişim hem  hak  hem ihtiyaçtır. İnsanlar bu ihtiyacı karşılamak için geçmişten günümüze kadar değişik araçlar kullanmışlar ve kullanıyorlar. Her geçen gün, elimizdeki iletişim aracına yenileri ekleniyor. İletişimin araçlarının  nicelikleri çoğalırken , bilinçsizce ve pervasızca kullanımı insana kattığı nitelikleri azaltıyor. Bu hal, insani yanlarımızdan bir şeyleri eksilttiği için,  zarf  mazruftan daha değerli olmaya  başlıyor.

 ‘’ Bu yüzyılın en büyük yalanları, içinde ‘iletişim’ kelimesinin geçtiği cümlelerle söyleniyor. Her ilimizi uzattığımız yerde ‘iletişime elverişli’ araçlar bulunması, sanıyoruz ki insanları birbirine yakınlaştırıyor, onları günün her saatinde birbiriyle temasa geçiriyor, irtibatlı kılıyor. Böyle olmadığını anlamak için şöyle bir hayatımıza bakmak yeter..’’diyor Gökhan Özcan

Elektrikli iletişim aracı olan telgrafı bulan Morse “telgraf, bütün ülkeyi bir mahalle haline getirecektir.”demişti. Morse de  haklı çıktı . Üstelik bir ülkeyi değil  , dünyayı bir mahalle haline dönüştürdü. İletişim araçlarını pervasızca kullanan birey , kendi yalnızlığına hapsolup sahici yaşamaktan koptu. Akraba, dost, komşuluk ve aile ilişkilerinin iğdiş edilmesine neden oldu.

İletişim araçlarının ve sosyal ağların  bilinçsizce kullanılması,  yüz yüze sıcak ilişkileri ortadan kaldıran  iletişimsizlik sarmalını büyüttü. Çevresinde kendisini dinleyecek gerçek dostlardan mahrum kalan insanların içini dökme, dertleşme, boşalma, rahatlama ve deşarj olma platformları azaldı yada  kalitesizleşti. Günler , iki lafın belini kırmadan geçer oldu.

Her akıllı cihazı  avucuna alan kendi kabuğuna çekildi. Anne salonda, baba balkonda , çocuklar kendi odasında dijital alemlere sehayat etmeye başladı. İnsanlar aynı şehrin, aynı mahallenin aynı taşıtın hatta aynı evin içinde fakat farklı gezegenlerde yaşar hale geldi. İlişkiler yüzeyselleşip mekanikleşti. 

Az konuşulup çok beklenti içine girilir oldu. Birbirine dokunma mesafesinde yakın olanlar ,iletişim araçlarını kullanarak  hallerini anlatmaya başladı. Bireyselleşerek  ferdi departmanlarında hayat sürenleri, ruhlarına dolanan kablolar onları git gide dilsizleştirip sağırlaştırdı. Uzakları yakınlaştıran iletişim araçlarının yakınımızdakini uzaklaştırdı. Kendi toplumsal gerçeğinden soyutlanıp yalıtılan yığınlar, bu mimiksiz, yalın ve trajikomik iletişimsizlik girdabında  kulaç attıkça daha da çırpınmaya başladı.

19 milyonun üzerinde akıllı cep telefonu kullanıcısının olduğu tahmin edilen  Türkiye’de, İnternet kullanımının artmasıyla akıllı telefonların daha da yaygınlaştı. Bir iletişim aracı olmasının yanında, fotoğraf makinesi,  oyun konsolu, adres defteri, saat, takvim, pusula, bellek, navigasyon cihazı gibi eklentilerle donatılan bu cihazlar birçok insan için hayatın olmazsa olmazı konumuna geldi. Modernleşme, kentleşme , sekülerleşme ve tüketim toplumu ile  bağlantılı bu hal iletişimsizliğin suyunu daha da bulandırdı.

İletişim, sadece  dil ile oluşturulamaz. Duyguları aktarabilmek için cümleler yeterli değildir. İletişim araçları sadece bir aynadır. Asıl olana dokunmak için  yer ve zamanda birleşerek yol almak gerekir. Bu yüzden iletişimsizliğin siyah atmosferinden kurtulmanın anahtarlarından olan sevgi ve empati kullanılmalıdır. 

Etrafındakilere  içten gelerek söylenen bir merhaba,  sarılma,   tebessüm etme, sevgi sözleri söyleme, beden diliyle  destekli derdini  dinleme, hediyeleşme, yardımlaşma, fedakarlık etme, çağın hastalığı olan iletişimsizliğe karşı çok ciddi direnme yollarıdır. Hakikatli arkadaşlıklar, dostluklar,  ve fedakarca komşuluklar  ise,  iletişimsizlik  iklimindeki yalnızlık çöllerinin terapi sahalarıdır. Unutulmamalıdır ki , insan tüm teknolojik gelişmelere rağmen dijital değil sosyal bir varlıktır ve öyle de kalacaktır .