Abdullah Güner’in röportajı

Bu albüme çaylıklar, kara lastikler, fırtınalar, uzun yollar, nenelerin ağıtları, taksimin gençleri, kafeleri, bir çocuğun sevdasına bakan gözleri şahit, bir de Kadıköy... Karadeniz müziğinin efsane ismi Kazım Koyuncu'nun kardeşi Niyazi Koyuncu "Muço Pa" albümüyle sevenleriyle buluştu. Seritana grubuyla beraber İstanbul'a gelen Niyazi Koyuncu, bir süre sonra grubun dağılmasıyla yaşama dair kaygılarını, isyanlarını ve umutlarını tek başına söylemeye başladı. Herkesin "kendi dilinde" özgürlük şarkıları söyleyeceği bir dünyayı düşleyen sanatçı, ilk solo albümü "Muço Pa"(nasıl yapayım) ile karşımıza çıkıyor. Şarkıları; Türkçe, Lazca, Gürcüce, Megrelce ve Hemşince dilleriyle seslendiriyor.
Niyazi Koyuncu ile yeni çıkan albümünü ve müzik hayatını konuştuk.

"BEN NEYİ HİSSETTİYSEM ONU YAPTIM!"

Seritana (karanlıktaki ışık) ile müzik yolculuğunuza Eskişehir’den çıktığınızı biliyoruz. İlk rota neden Eskişehir’di?
Eskişehir, aslında benim seçtiğim bir şey değildi. Eskişehir’de yaşamam gerekiyordu. Orada müzik yapıp, İstanbul’a gelmek gibi bir derdim ve hayalim yoktu. Orada yaşamam gerekiyordu sadece.

Kötü dönemler yaşamıştım, o dönem ben de yaşamak için Eskişehir’i seçtim. Eskişehir’de de çeşitli insanlarla tanışarak müzik grubu kurduk. Seritana’dan öncesinde başka gruplarım da oldu hatta. Ama bunların en ciddisi Seritana’ydı. Daha sonra Seritana'nın birkaç üyesiyle beraber İstanbul’a yerleştik. İstanbul'a geldikten sonra da grup dağıldı. İstanbul’a geldikten bir sene sonra bitti. Ama tüm Seritana üyelerine çok teşekkür ediyorum.

Eskişehir'den İstanbul'a uzanan müzik yolculuğunuzda geniş kitleleri cezbettiniz. Ve albümünüzle de bu kitle artıyor. Tarzınız çok başka. Tulumla, saksafonu; elektrogitarla kemençeyi sentezlediniz. Bu sentez tesadüfi miydi, yoksa hayaliniz miydi?
Tabi, şimdi bu yapılmış bir şeydi, biz bunu yaratmadık. Bunu yapan insanlara saygısızlık olur. Sadece örnekler vardı ben de içimden geldiği gibi yapmak istedim. Mesela ben yıllarca sahnede elimde hiç kemençe kullanmadım. Kemençe aslında benim hayatımda en fazla iki yıldır var olan bir saz. Kafamda aslında daha başka şeyler vardı. Ve şu an ‘o başka şeyleri’ de aslında iyi bir noktada da yaşıyorum.

Sınırlı enstrüman kullanmak istemedim. Enstrümanlar çok özgün ve zengin aletlerdir. Bir şarkıda obua da kullanabilirsin belki hani o Karadeniz ritimlerine terstir, müzik kitlesi ne duymak ister tulum ve kemençe… ama ben bir müzisyenim ve ben duymak istediğim şeyleri yaptım. Yani bir tarz olarak çok sert bir rock müzik yaptığım da söylenemez veya otantik müzik yaptığım da söylenemez. Evet, rockçıyım ve rockçı gibi yaşıyorum ama bunun tamamen içimizden gelen soundu oluştu. Tamamen samimi olarak akorlar üzerine oluşturduğumuz bir albüm oldu bu. Bir şarkıda sadece keman ve piyano kullandık bir şarkıda da elektro gitar, bas gitarla rock yaptık. Yani şarkı neyi istiyorsa biz de onu yaptık. Hani tek bir kalıba sığdırmadım hiçbir şeyiyle kendimi.



Şarkılarla beraber içinizden gelen bir şey miydi bu armoni?
Tabi ki, isteyerek ve bilerek. Bana kimse istemediğim şeyi yaptıramaz. Ben neyi istediysem onları yaptım. Çoğu yeni şarkılar zaten. Aslında birçok insan ilk dinlediğinde "acaba ne olmuş?" diye soruyor ama sonra alışıyor. Onu gözlemlemek güzel oluyor benim tarafımdan.

"Muço Pa"da mesela keman ve yaylılar kullandık; çello, viyola, kemanlar vb. yaylılardan oluşan bir senfoni çaldı. Şarkı neyi istiyorsa, biz neyi hissediyorsak o şarkıda da öyle yaptık. Bir şarkıyı sadece piyanoyla çalmak istersin -bu da tamamen insani bir duygudur- ama bir şarkıda da çok sert olman gerekiyor. O şarkının sert sözlerini sen haykırarak müziğine yansıtmak istiyorsun o melodilerde kaybolmak istiyorsun işte onu yaptığımızda "Muço Pa" oldu, bir "Heydane" oldu. Ama diğer tarafta bir "Pulim"de "Deli Bulut"da hiç sakin okuyamayacağım kadar sakin okudum o şarkıları. Yıllarca yapmadım ama onu da yapabiliyormuşuz bunu gördüm.

"TEK BİR ŞARKIYA OYNAMADIM BEN!"

Evet, hem duygusal yavaş yavaş akan şarkılar var hem de gümbür gümbür olan, sert duran şarkılar var...
Piyasa albümü değil. Piyasada kabul görecek bir albüm değil. Ben bu albümde şuna güveniyorum: Hemen kaybolup gidecek bir albüm değil. Mesela biri "Deli Bulut"u çok beğenmiş ama bugün "Köprü Ortasında"yı fark etmiş. Çünkü ilk aldığında beri hep "Deli Bulut"u dinlemiş. İşte biri "Akvavebula"yı keşfetmiş. Bu beni mutlu ediyor. Tek bir şarkıya oynamadım ben. Hani bir şarkı yaparsın diğer 8 tane şarkı şişirmedir birçok albümde. Bunlar piyasa, esnaf işi insanların yaptığı müziklerdir. Ama ben fotoğraf albümünden tut, o her şarkıya hangi fotoğrafı koyacağıma, ne yazılar yazabileceğime dair her şeye kafamı yordum. Ve şu anda onun keyfini yaşıyorum. 

Çocukluğunuzdan bu güne, abiniz Kazım Koyuncu'nun size olan etkisinden, nasihatlerinden bize bahseder misiniz?
Müzikle ilgili çok bir şey paylaşmadık. Sadece karşısında gitar çalıyordum ama şarkı söyleyemiyordum utandığımdan dolayı. Ama hayata dair çok şey verdi. Hani ne olursan ol ama her şeyden önce insan olmayı söylerdi. Müzikte yapabilirsin, sinemacı da olabilirsin, bir bakkal da açabilirsin ama ne iş yaparsan yap o işin en iyisini yapmak zorundasın. Bana bunu öğretmişti. Hayat felsefemde bu olmuştu: Bir şeyi bir insan ya yapar ya da yapamaz. Ben mesela bu bardağı tasarlayamayabilirim ama bunu yapacağım, edeceğim diye bir şey söyleyemem. Ama ben müzik yapıyorum ve müzikte ne yapılacağını biliyorum. Bana bunu öğretti. Herkesin yapabileceği işi yapması gerektiğini ve o işte de sonuna kadar mücadele etmesi gerektiğini söylerdi.

Müzik ve okul aynı anda gitmiyor hayatta. Birini tercih etmek zorundasın, ben müziği tercih ettim. Okula üzülüyor muyum? Üzülmüyorum. Ben buna emek verdim ve karşılığını da alıyorum insanlardan. Olumlu ya da olumsuz bana bir tepki gelmesi beni mutlu ediyor. Demek ki o adamı düşündürmüşüm ‘Niye bu adam böyle yaptı diye!’.

"MÜZİK SENİ TERCİH EDİYOR, SEN MÜZİĞİ DEĞİL!"

Müziği tercih etmek nasıl oluyor?
Müzik seni tercih ediyor sen müziği değil.
Nasıl oluyor? Şu aslında ince bir çizgi: Ben iyi bir müzik dinleyicisiydim, kitap okuyan da biriydim. Aksanımın çok Karadenizli aksanı olduğunu söylemiyorlar. Böyle içimden gelince Karadenizli gibi konuşuyorum. Diğer türlü faklı hani, İstanbullu gibi konuşuyorsun “uşağum muşağum” demiyorsun. Öyle bir şey yok bizde ama bir şarkıyı da öyle yaşayabiliyorsun. "Ay Bulutu" Şavşat ağzıyla söyleyebiliyorsun. O ne istiyorsa ona göre verebiliyorsun. Müziğe de gelince geçmişime de baktığımda iyi bir dinleyicisiydim, ona çok güveniyorum. İyi bir kulağımın olduğunu düşünüyorum. Eskişehir hayatıma kadar sadece dinlemeyi çok seviyordum. Ama ne zaman ki sahneye çıktım ben müziği değil, o beni tercih etti. O sahneyi çok sevdim. Bütün dertlerimden, bütün her şeyimden beni alıp götürdü o sahne. Sadece o anda, o şarkıyı yaşadım, o şarkıyı düşledim.

 

Albümden sonra sahnedeki halinizi anlatır mısınız? 
4 Eylül’de Susurluk’a konsere gidiyoruz daha albüm elime ulaşmamış bile. Ha çıktı ha çıkacak o sıralar! Yoldayız, arkadaş aradı “albüm çıktı” dedi. Hadi ya dedim! Bizde Susurluk’a gitmeden önce belki okuruz diye 3-4 tane şarkıya çalışmıştık. Çıktım sahneye, bizim "Pervane" diye bir şarkı var, birinci şarkı, onu okudum. Bugün dedim benim albümüm çıktı, Susurluk artık hayatımda sizi sevsem de sevmesem de benim unutamayacağım bir yerdi benim için.  Benim ilk albümümün ilk konseri gibi bir şey oldu orası. Hani onu okumak istiyorum dedim mesela o şarkıyı insanlar biliyormuş gibi alkışlarla, çakmaklarla dinlediler. Biz gaza geldik ondan sonra, 3 parça çalacaktık albümden 7-8 parça çaldık. Böyle güzel bir yanı oldu. Kendime ait repertuarım var. Benim ilk kez okuduğum şarkılar var. O şarkıları insanlar seninle tanıyorlar, bu çok güzel bir şey. Biri çıksa o şarkıları yine okusa, bir başkasının ağzından da dinlemek isterim doğrusu. Çünkü biz yıllarca başkalarının şarkılarını okuduk.

Albümde yüreğe işleyen şarkılar var ve bunlardan biri de sizin besteniz olan "Muço Pa" (Nasıl Edeyim). Bu şarkının ilk mırıldayışınızdan tamamlayışınıza kadar olan hikayesini anlatır mısınız? Nedir bu yüreğinize işlenen kaygı?
Sözlerini Muhammet Arnavutoğlu'yla yaptık. Aslında Türkçe yazdığım bir sözdü "Muço Pa", sonra Muhammet Lazca esinlenerek, düşünerek birtakım şeyler ekledi. Bence çok politik bir şarkı.

Kaygılarımız vardı. Neydi kaygılarımız? "Muço Pa"nın içerisinde geçen “karanlıklar ve aydınlıklar vardı”, bir korku vardı ve o korkuyu en yakınında kimdir  anlayan? Annedir bence her şeyden önce. Çünkü onun vücudunun bir parçasısın. Ve anneye çok fazla şeyi anlatamazsın bazen. Ama korkularını ifade etmek istersin. Bunu anlar ya da anlamaz. Ama annedir, seni doğuran ve onun etiyle de temas eden insan sensin. "Muço Pa" da benim için çok anlamlı bir şey. Karanlık ve aydınlık var, bunun içinde bir sürü soru var hayata dair, her şeye dair. Ve o sorunun cevaplarını aslında biz çoğu kez biliyoruz. Birçoğu kez onun cevaplarını biz karşılıyoruz. Ama burada ne eksik? Sadece cesaret eksik, kaygılar eksik… Bu anlamda "Muço Pa" her anlamda politik bir şarkı. Ve Lazca olması albümün de ismini Lazca vermek benim için daha anlamlı oldu. Lazcayı çok iyi mi biliyorum? Çok iyi bilmiyorum ama bazen iyi bilmene de gerek yok. Lazsın ve o dili yaşatman gerekiyor sen yaşayamasan da. Bizde "Muço Pa"yı (Nasıl Yapayım, Ne Yapayım) albümün ismini verdik. 

 "BABAMIN KULAĞI GERÇEKTEN İYİDİR. HER ŞEYİ BEĞENMEZ, NEMRUTTUR"

Babanızın yanında şarkı söylemekten çekindiğinizi duyduk. Ve artık albümünüz var, tüm Türkiye'nin yanında babanız da dinliyor. Babanızın albümü ilk dinlediğinde oğlu Niyazi için ilk tepkisi ne oldu?"
"Aferun aferun” dedi. “Ben böyle bir şey beklemiyirdum ama” dedi. (Gülüşmeler) Gerçekten ben bir şeyi çok merak ediyordum: Aslında insanların bu kadar beğeneceğini düşünmüyordum. Gerçekten de herkesin beğenmesi için yaptığım bir şey olmadı bu. Hani biz 3-4 kişi, kimseyi de karıştırmadık, kimseye dinletmedik bile şarkıları. Çünkü kötülerin çok fazla olduğu bir piyasa bu piyasa. Daha yola çıkmadan senin kafanı ezmek isterler. Biz şarkıları kendimizce yaptık-ettik, saçma sapan düzenlemeler de yaptık. Yaptığımız saçma sapan şarkılar insanlar tarafından beğeni buldu. Biz onları düşünerek de yapmamıştık aslında.

Ben babamı düşünerek de albüm yapmadım, o beğenecek diye. Mümkün olmayabilir babanın seni beğenmesi. Çünkü baban seni beğenecekse hep böyle ya yaptığın işi çok iyi yapacaksın yüzde 100 emin olacaksın ya da işte tulum, kemençe, gitar bir de çok güzel sesin olacak. Sesin ön planda olacak, onlara hediye edeceksin ama sadece onlara hediye edeceksin başka kimse olmayacak hayatında. Ben seçim yapmadım o yüzden. Ben bir şey yaptım arkadaşlar beğenen varsa beğensin beğenmeyen varsa da beğenmesin. Herkes özgürdür. Bunu babama da söylemiştim ben.

Babanız ne dedi?
O mutlu oldu işte. Ben bu kadar beklemiyordum. “Çok güzel şarkılar bulmuşsun” dedi. Babamın kulağı gerçekten iyidir. Her şeyi beğenmez, nemruttur. Onun beğenisi benim için de çok anlamlı oldu. Ya iyi bir şey yaptık ya da kötü bir şey yaptık. Beğendi, bir süre onu düşündüm aslında “niye beğendi?” diye. Ama beğenmesi sonradan hoşuma gitti.

Şimdi beni dinliyorlar, abimi dinleyemiyorlar duygusallıktan dolayı. Ben de yalnız başıma dinleyemiyorum abimi. Ablam dükkanda sürekli benim şarkıları çalıyormuş.  Bu çok güzel, çok iyi işte. Aileye de bir hediye olmuş oldu.


Albüm çıktı, konserler devam ediyor… Bundan sonrası için ne düşünüyorsunuz?
Bolca şarkı söylemek istiyorum. İnsanlara öyle ulaşmak istiyorum. Sadece şarkı söylemek için de yaşayan biri de değilim ben. Ben Diyarbakır’a gidiyorum ama kendim gibi gidiyorum, bir Ege’ye gidiyorum kendim gibi gidiyorum. Oradaki insanlara şarkılardan ziyade başka şeyler vermek istiyorum.

Barışı aşılamak istiyorum insanlara. Kötü giden şeyler var, onları anlatmaya çalışıyorum. Bu ne kadar çok insana ulaşırsa beni o kadar mutlu ediyor ve müzik benim için bir araç bu anlamda. Daha fazla insana ulaşmak istiyorum. Bu yetmez! 


"BİZ FENERBAHÇE'Yİ ŞAMPİYON OLMASI İÇİN SEVMEDİK Kİ!"

Hedefinizde ne var?
Türkiye’de nasıl popüler oluyorsun? Medyadan popüler oluyorsun. İnsanlar seni öyle tanıyor. Bugün bir magazin programı aradı konuk etmek için. Gitmiyorum oralara. Çünkü oraların doğru yol olduğunu düşünmüyorum. Beni saçımla, kaşımla, gözümle değil; beni müziğimle yerin dibine soksunlar ya da yukarılara çıkarsınlar, yeter ki beni müziğimle sorgulasınlar. Ben yaptığım işin de arkasındayım. Anlamlı bir şey yaptığımı düşünüyorum. Yani çok iyi iş çıkmamış olur ama anlamlı bir iş yaptığımı düşünüyorum. Çünkü çok emek verdik.

Çok fazla insana ulaşmak istiyorum Türkiye’de ve Avrupa’da da uluslararası festivallerde de sahne almak istiyorum. Bunun ilk adımını da attık. Yakın bir zamanda, İsviçre’de etnik rock festivaline katılacağım. Oraya gidip yüz binlerce insanın karşısına tulum ve kemençeyle ve ana dilindeki şarkılarla çıkmak istiyorum. Aslında en büyük hayalim bu. Oradaki insanlara da albümü götürmek, konser vermek istiyorum.

Son soru olacak bu: Koyu bir Fenerbahçeli olduğunuz için soruyorum, Fener şampiyon olur mu bu sene?
Biz Fenerbahçe’yi şampiyon olması için sevmedik ki. Çok iyi Fenerliyim. Her maçını izlerim Fenerbahçe’nin. Şampiyon olsa da olmasa da seviyoruz. Onu ne başkanından dolayı ne antrenöründen dolayı ne ondan ne bundan!.. Fenerbahçe ayrı bir kültür. Hiç sevmediğim adamlar da geldi Fenerbahçe’ye ama biz yine Fenerbahçe’yi sevdik. Onlar için değil kendim için.

Takım bir tutkudur. Bir bakıyorsun tribünlere -ben tribüne de giderim bazen- bir tarafta eşcinseller var, bir tarafta MHP’liler var, bir tarafta solcular var her şeyden var. İşte Fenerbahçe Türkiye bu anlamda! Ama biz ne yapacağız? Biz daha çok sesimizi yükselteceğiz böyle akıllı adamlar tribünlere gelecek ve birilerine bıçak sallamaktansa, onlara çiçek atmak gerekir herhalde. Yani tamamen Avrupa taraftarını oluşturmamız gerekiyor Fenerbahçe tribününde. Bu yapılması lazım. Şiddet değil. Tabi ki tamamen "pollyanacılık" da oynamayacağız, “aaa yendiniz bizi” diyip çiçek atacağız değil de o baskıyı kurarak ama kimseyi aşağılamadan, kimseye küfretmeden sadece kendi takımını destekleyeceksin, iş bitecek.

On5yirmi5.com