Zuhal Erkek'in haberi

Yazar Cevat Özkaya ile Türkiye, Ortadoğu, IŞİD ve tezkere meselesini konuştuk. Özkaya'ya göre, IŞİD klasik bir örgüt mantığıyla değil, adeta bir devlet aklıyla hareket ediyor. Özkaya, "IŞİD, muhtemelen Amerika’nın başında bulunduğu ve Amerika’nın başı çektiği bir güç. 100 yıl sonra Ortadoğu’yu yeniden dizayn edebilmek için böyle bir korkuyu ortaya çıkardı" diyerek IŞİD arkasında yapıyı işaret ediyor. 

Türkiye 1990 yılında kurulan koalisyona karadan müdahale izni vermedi, sadece İncirlik Üssünü kullandırdı. Bugün ne değişti de Türkiye müdahaleye istekli hale geldi?

Türkiye Cumhurbaşkanı bir biçimde müdahil olabileceğini söyledi. 2002 yılının sonlarında Mart Tezkeresi’nin kabul edilmemişti, Ak Parti o zaman yeni iktidar olmuştu, kendi iktidarı içinde de birtakım muhalif pozisyonlar vardı. Amerikalılar da kabul edileceğine kesin gözüyle bakıp, gemilerini İskenderun’a kadar getirmişlerdi. Fakat meclis çok küçük bir oy farkıyla tezkereyi reddetti. Hakikaten reddin olduğu dönemde basını şöyle bir tararsanız Türkiye’de dış politika yazarı olarak köşe yazarlığı yapanların hepsi artık “ABD ile Türkiye arasında ilişkilerin hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak” diye yazılar yazıyordu. “Türkiye’den arayanların ABD’de muhatap bulamayacağını” söylediler. Ama öyle olmadı sonuç itibariyle. Bugün Türkiye’nin geldiği noktada Ortadoğu’da istikrarı olan hemen hemen devlet kalmamış vaziyette. Irak’ın ve Suriye’nin sıkıntıları belli.  Suriye sıkıntıya girdiği zaman Lübnan ayrıca sıkıntıya giriyor. Türkiye çevresinde bir stabilizasyon ve istikrarlı iklim olsun istiyor. Fakat yapılan müdahaleler, ABD’nin yaptığı müdahaleler aynı zamanda  1991 yılında ABD’nin doğrudan Irak’a müdahalesiyle beraber Ortadoğu coğrafyası ciddi bir biçimde istikrarsızlaştı. Türkiye BU istikrarsızlığın bitmesini, doğru düzgün müdahalenin yapılması gerektiğini savunuyor.  Bu müdahalede fiili olarak asker kullanıp kullanılmayacağına ilişkin bir beyanatı  yok.  Türkiye’nin  30 km’lik alanda tampon bölgenin oluşturulması ve bunun uçuşa yasak bölge oluşturularak Türkiye’ye gelen göç dalgasını orada hapsetmek ve o insanları orada istihdam etmek gibi bir politikası var. Tabi çok sıkıntılı bir dönem. Mısır’da bir hadise meydana geldi ve seçilmiş iktidar gitti. Ortadoğu’nun diğer coğrafyalarında bir Filistin sorunu var. Lübnan, Suriye, Irak istikrarsız. Bu gibi coğrafyalarla sıkı sıkıya bağlı bir ülkede istikrarı korumak gerçekten çok büyük bir emek istiyor.  

ORTADOĞU’DA TÜRKİYESİZ BİR ŞEY YAPABİLME İMKANI YOK

Müdahalede Batılı ülkelerin havadan, Müslüman ülkelerden oluşturulacak bir gücün de karadan hareket edeceği görüşü var. Bu gerçekleşirse Batı ülkelerinin askerleri kara savaşına girmeyecek. Bu Türkiye açısından güvenlik vb nedenlerle sorunlu bir girişim olmaz mı?

Tabi sorunlu bir girişim maalesef. Şöyle olursa çok daha iyi olur diyebilecek çok alternatifi  ve bölge ülkelerinin uygulayabilecekleri bir politika maalesef yok. Çünkü bölge ülkelerinde devletler içlerinden çıkan birtakım gruplar, örgütler tarafından kolaylıkla istikrarsızlaştırılıyor. Nitekim IŞİD çıktı, zaten baştan itibaren 1. ve 2. Amerikan müdahalelerinden sonra olağanüstü derecede istikrarsız hale gelmiş bölge, son zamanlarda nispi olarak bir devlet pozisyonu almaya çalışırken IŞİD  diye bir olay çıktı.  Devlet tümüyle yok oldu, gitti, istikrarsızlaştı. Suriye hakeza öyle. Dolayısıyla bu kadar kolay istikrarsızlaşan coğrafyalardaki yapılara devlet demenin de imkanı yok. Çünkü devletler bu kadar kolay sıkıntıya sokulamazlar, bu kadar kolay istikrarsızlaştırılamazlar. Bu istikrarsızlık döneminin arkasından yeni bir Ortadoğu kurulmaya çalışılıyor. Fakat bu Ortadoğu kurulurken irade beyanında bulunabilecek, bu Ortadoğu şöyle olsun veya böyle olsun diyebilecek bir bölge devleti maalesef Türkiye ve biraz İran’ın dışında kalmamış durumda. Mısır da doğrudan doğruya darbecilerin yönetimi altına girerek, Gazze’deki kendi kardeşlerine bile ambargo uygulayan bir devlet haline geldi. Bölgede istikrarlı ve irade beyanında bulunabilecek tek güç Türkiye.  Türkiye bunu yalnız başına yapabilecek bir güce sahip mi? Bu konuda dirençli olduğunu görüyoruz. Ama bu bölgeyi tek başına dizayn edebilecek tek güce sahip değil ama Türkiyesiz bir şey yapabilmenin de imkanı yok. Türkiye bir biçimde burada kendisi de rol almak istiyor. Ama rol alırken bölge ahalisini öldürmek ve onları savaşın malzemesi haline sokmaktan ziyade orada bir düzen kurmaya dönük bir şey yapmaya çalışıyor. Bunu nasıl başarabilir? Doğrusu çok net fikirlerim yok bu konuda.

IŞİD ÖYLE BİR SÜREÇ ÜRETTİKİ TÜRKİYE’DEKİ BARIŞ SÜRECİNİDE ETKİLEDİ

Dünkü yazısında Fehmi Koru haklı olarak “Birkaç bin militandan oluşan IŞİD nasıl oldu da bütün dünyanın karşısında oluşan cephede yer almak için yarıştığı düşman haline geldi” diye soruyor. Gerçekten bu nasıl oldu? Sonuçta bu örgüt devlet değil, kaynakları sınırlı olması lazım. Lojistik desteği nasıl sağlayabiliyor, bu güç nereden geliyor?

IŞİD, Musul’u ele geçirirken Irak askerleri Amerikalıların kendilerine verdikleri en modern silahları tek bir ateş etmeden bırakarak kaçtılar. Bunların hepsi soru işareti. İkincisi IŞİD Musul’un Merkez Bankası’nda olan paralarına el koydu. IŞİD klasik bir örgüt mantığıyla hareket etmeyen, adeta bir devlet aklıyla hareket eden bir pozisyona büründü. Bu yalnız başına IŞİD yönetiminin ve militanlarının yapamayacağı bir şey gibi gözüküyor. Niye IŞİD bu kadar tehlikeli bir pozisyona girdi? IŞİD öyle bir sonuç üretti ki Türkiye’nin çözüm sürecini bile sıkıntıya sokabilecek bir pozisyon çıktı ortaya. Evet çözüm süreci devam ediyor, taraflar devam ettiğini söylüyorlar ama IŞİD meselesi çıktığından bu yana çözüm süreci de sıkıntıya girmiş pozisyonda, ağır aksak ilerler halde. Şimdi bu IŞİD’in yalnız başına, bir örgüt olarak tek başına yapabileceği bir şey olarak gözükmüyor. İkincisi IŞİD’in dünyayı karşısına alabilecek böyle bir organizasyon olmadığını herkes biliyor, kanaatim odur. Ama bir güç, muhtemelen Amerika’nın başında bulunduğu ve Amerika’nın başı çektiği bir güç. 100 yıl sonra Ortadoğu’yu yeniden dizayn edebilmek için böyle bir korkuyu ortaya çıkardı. Bu korkuyla beraber, halk dilinde söylenen “Ölümü göstererek sıtmaya razı etmek” diye bir söz var. IŞİD tehlikesini göstererek Ortadoğu’da kendi arzuladıkları düzeni Ortadoğu coğrafyasında yaşayan ülkelere kabul ettirebilmenin önemli yollarından biri olarak görüyorum.  Yoksa IŞİD’in sahici bir tehlike olmadığını tahmin ediyorum. Ayrıca  IŞİD’de bulunan, savaşan militanların Müslümanlıklarının olmadığını söyleyemem. Müslüman insanlar canlarıyla alay etmiyorlar, canlarını veriyorlar. Aklı kullanmadığınız zaman Müslümanlığınızın, Müslümanlığa zarar verdiği bir ortamı görmek istiyorsanız IŞİD meselesine bakmanız yeterli.

Türkiye’nin söylemi rehineler kurtarıldıktan sonra değişti ve sertleşti.Türkiye’yi frenleyen sadece rehineler miydi yoksa Erdoğan’ın ABD ziyareti ve yapılan görüşmeler mi değişime neden oldu?

Türkiye’nin problemi sadece rehinler değil. Rehinelerden dolayı Türkiye’nin dili değişmiş değil.  Türkiye o coğrafyada bütün dizaynı kendi yapabilme gücüne sahip değil. O coğrafya başka türlü dizayn edilmeye çalışılıyor. Türkiye bu işe müdahil olmak istiyor. Bu pozisyonun dışında kalmak istemiyor. Ayrıca Türkiye bu dizaynın kalırsa da bölge ahalisini çok iyi bir sonuç üremiş olmayacaktır. Türkiye işin içinde olarak rol almak istediğini düşünüyorum. Bunu yaparken de bir taraf da Suriye’de Esad rejimin kalmayacağı en azından seçime doğru gidip seçimli bir siyasetin hakim olacağı bir süreci de aynı zamanda başlatmak istiyor.

Türkiye çözüm sürecine rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son demeçlerinde PKK’yı hedef alan açıklamalar yapıyor.Diğer yandan Türkiye, Avrupa’nın PYD’yi silahlandırmasından rahatsız. Hatta Erdoğan, IŞİD –PKK paralelliği kurarak  “Avrupalı dostlar bu terör örgütüne (PKK) karşı niçin hiç rahatsız olmadılar. Çünkü o terör örgütünün önünde İslam diye bir kelime yoktu." şeklinde sert açıklamalar yaptı. Cumhurbaşkanı’nın söylemini çözüm sürecini de dikkate alarak nasıl değerlendirirsiniz?

Ortadoğu coğrafyasında Almanya’dan alın İngiltere’ye; İngiltere’den alın Amerika’ya kadar bir sürü Ortadoğu’da operasyon çekmek isteyen güçler var.  Almanya fiilen koalisyona   katılacağını ilan etmedi ama “Ben Kürtleri silahlandıracağım ”dedi. Kuzey Irak’taki Kürt oluşumunu silahlandırmak,  Almanya açısından Türkiye ile Kürtler arasında imzalanan petrol anlaşmasını birbirleriyle ekonomik anlamda ilişkili halde geldiği süreçte;  Almanya, Kürtler ve Türkler arasına başka bir operasyon çekmek istediği anlamına gelir. Aynı zamanda Türkiye’nin bölge politikasının önüne geçmek, o bölge politikasını akamete uğratmak için yapılmış bir şey olarak da bakabiliriz. Demek istediğim şu; bölgenin dizaynı bölge ülkeleri tarafından yapılması gerekir, bölge ahalileri aynen Avrupa topluluğunda olduğu gibi ilişkiye girmeliler ve karşılıklı kazan-kazan ilişkisi üzerinden bölge tekrar reorganize olmalıdır. Fransa, İngiltere, Amerika gibi ülkeler de  “Bir dakika durun arkadaşlar, bizim daha bu bölgede işimiz bitmedi. Bize rağmen bu bölgede böyle bir birlikteliği bölge ülkelerinden herhangi biri yapamaz. Türkiye bunu sen de yapamazsın. ” diyorlar.  Böyle karşılıklı bir durum var benim görebildiğim kadarıyla. Tabi ki şunu söyleyeyim, Türkiye ile bölgenin alakası kesilirse; Türkiye’nin bölgesel güç olma politikaları akamete uğrar. Ve IŞİD’den bu yana yapılan şeyleri periyodik olarak gözlemlediğiniz zaman Türkiye’nin bu politikasını akamete uğratmak isteyen bir eylemselliğin ortada olduğunu görüyoruz.

Kobane’nin düşmesi sonucu Demirtaş ve Cemil Bayık’ta Türkiye’deki barış sürecini baltalayacağını söyledi.  Kobane’nin düşmesi Türkiye’deki barış sürecine etkisi nasıl olacak? Kabane’ye IŞİD’in saldırmasının Türkiye’yle ne gibi ilgisi var? Kobane Kürtler için neden bu kadar önemli?

Kobani  Kürtler’in çoğunlukta olduğu bir bölge. Kobane nihai tahlilde bir Kürt şehri. Demirtaş diyor ki  “Bizim kardeşlerimiz burada öldürülüyor, biz buradan gidip onlara yardım etmek istiyoruz.  Türkiye ise buna müsaade etmiyor. Dolayısıyla eğer Türkiye bizim Kobani’deki kardeşlerimizin ölmesine cevaz veriyorsa, bizi göndermeyerek buna fırsat sağlıyorsa o zaman çözüm süreci diye bir şeyden bahsedemeyiz.” Diyor. Tabi ki bu bir demagojidir. Netice itibariyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kobane’ye  müdahale edecekse, devlet olarak müdahale eder. Yoksa kendi ahalisi ve kendi vatandaşları içinden birilerinin “Bizim arkadaşlarımız orada öldürülüyor” diye gidip müdahale etmesine resmi olarak asla hiçbir devlet müsaade edemez. Buna izin verdiği andan itibaren devlet olma vasfını yitirmiş demektir. O zaman uluslararası arenada karşılanacaktır ki “Önce sen ahaline sahip çık arkadaş”. Devletler ahalilerine sahip çıkarlar. Onlar hakkında söz söyleme hakkına sahip olurlar. Küçük kurnazlıklar yaparak buradan bir zorlama yapmaya çalışıyorlar. Netice itibariyle biliyoruz ki PKK içinde de çözüm sürecine taraftar olan ve çözüm sürecine karşı çıkan ekipler var. Çözüm sürecine karşı olan ekibin yaptığı demagojik bir söylemdir bu. 

On5yirmi5