Ekrana bakmak her geçen gün zorlaşıyor. Artan ölü sayıları, masum yaralı çocukların bakışları, çaresiz annelerin feryatları yüreklerimizi burkuyor. 

İsrail’in son bir aydır Gazze’de yaptığı barbarlıkları, döktüğü kanı, yıktığı yuvaları ve biçare durumda bıraktığı mazlumların vaziyetini gördükçe bu trajedilerin bir türlü son bulamaması, aksine İsrail devleti için sanki her sene zarfında mutlaka yerine getirilmesi gereken bir gelenek halini almış olması insanı derinden yaralıyor.

Üstelik İsrail bütün bu barbarlığı yaparken dünya ülkelerinin tepkilerinden hiçbir şekilde etkilenmiyor. Bilakis artık bu tür “kuru gürültü”lerin kendine ayak bağı olmaması için ABD’yi, Avrupa Birliği’ni, Birleşmiş Milletleri, Arap dünyasını tamamen susturmak istiyor.

Devletler belki susar, uluslararası kuruluşlar belki sessiz kalır ama toplumsal vicdanlar harekete geçtiğinde ne devlet tanır ne otorite! Bu yüzdendir ki İngiltere geçenlerde yüz bin kişilik bir kalabalığın Filistin için toplandığına şahit oldu. Ve bu yüzden Fransız toplumu, devletinin yasaklarına rağmen sokaklara Filistin bayraklarıyla çıktı.

Çok şükür misalleri çoğaltmak mümkün… Buradan anlaşılıyor ki, İsrail bu saldırganlığına devam ettikçe insanlık mazlumun yanında daha çok duruyor. Hele son Gazze saldırılarına binaen Avrupa’da ve Güney Amerika ülkelerinde gösterilen tepkiler mazlum Filistin halkının lehine büyük bir kırılma noktasının oluşacağının bir habercisi gibi.

Uluslararası medya organları bu olayları her ne kadar İsrail’in savunma hakkı olarak yansıtsa da vicdan sahibi toplumları ikna edemiyor. Çünkü İsrail’e, bırakın Müslüman ve Hıristiyan toplumları, Yahudiler dahi tepkisini ortaya koyuyor. Son saldırıların ardından İsrail hükümetinin Tel Aviv’de bile protesto edilmiş olması meselenin yansıtılmaya çalışıldığından farklı olduğunu vicdanlı insanlara gösteriyor.

Avrupa Birliği’nin, BM’nin ve batı medyasının İsrail’in döktüğü kanı el birliğiyle aklamaya çalışmasına ve Hamas üzerine yapılan olağanüstü manipülasyonlara rağmen bu ülke halklarının tam tersi istikamette gidip Filistin’e destek çıkarak İsrail’i lanetlemesi dünyaya oldukça sağlam bir mesaj değil midir? Dualarımız o ki, İsrail bu barbarlığa devam edemeyecek ve dünya süper güçlerinin desteğine rağmen bölgesinde yalnız kalacağını zorla da olsa idrak edecek.

Ancak bütün bu baskıların ne Filistin halkını, ne Hamas’ı yıldırdığının; aksine İsrail’e karşı daha fazla bilediğinin anlaşılması için daha ne kadar insanın ölmesi, ne kadar hava-kara saldırısının yapılması gerekiyor, bunu bilemiyoruz. Nitekim şu mübarek günlerde içimizi burkan, yüreklerimizi kanatan da bu.

Son derece yüksek teknolojiye sahip ordusuna ve muazzam savunma sistemine rağmen Hamas’ın el yapımı füzelerinin ateşlenmesini durduramıyorsa, kara harekâtından 50 küsur askerini kaybederek dönüyorsa İsrail’in bu sorunu askeri tedbirlerle çözemeyeceğini artık anlaması gerek.

Bu meseleyle alakalı İsrail eski başbakanı Ehud Barak’ın 2001’de Süleyman Demirel ile yaptığı görüşmede söyledikleri son derece manidardır:

Osmanlı döneminde tek pırpırlı bir Onbaşı, 20 kişilik askeri gücüyle burayı huzur içinde yönetiyordu. İstanbul’dan gelen talimatları uygulayan Onbaşı, otur deyince oturuluyor, kalk deyince kalkılıyordu.   

Osmanlı Onbaşısı o zaman, şimdi bölgede içinden çıkılamayan işlerin üstesinden rahatlıkla geliyordu.”*

Bugün İsrail yakıyor, yıkıyor, kan döküyor fakat bir türlü bölgede istikrarı sağlayamıyor ise sebep uyguladığı akılsız politikalar değil midir?

Dünya üzerinde toplumsal vicdan her geçen yıl İsrail aleyhine daha fazla harekete geçerken İsrail’i inatla destekleyen süper güçlerin zor duruma düşmesinin kaçınılmaz olacağına inanıyorum. Gazze’nin içinde bulunduğu bu duruma karşı bütün dünya sussa da başta Türkiye olmak üzere vicdan sahibi bazı ülkelerin bu meseleyi gündemden düşürmemesinin de bölgedeki politikaların olumlu yönde değişmesine vesile olacağını düşünüyorum.

Kendi dindaşlarından bile bu kadar ciddi tepkiler gören İsrail, bu tepkilerin zamanla daha da arttığını görecek ve meşruiyet temelini kaybedecek, nihayetinde akl-ı selime gelecektir.

Yüce Allah daha fazla mazlumun kanı dökülmeden bu meselenin çözülmesini mübarek Ramazan ayında nasip eylesin.

*http://www.turktakvim.com/5/arka_yaprak/5/Agustos/2002/8/