Hat boyu üzerinde yeni bir eve taşınırız ya da havalimanı yakınına. İlk zamanlar tren ve uçak sesinden uyuyamayız sonra aradan biraz zaman geçer ve bir taş değirmen işçisi kadar alışırız önceleri bizi rahatsız eden seslere. Yemeklerimize her gün azar azar katılan acı biberin tadına, mal varlığımızı kaybettiğimizde fakirliğe, arkadaşlarımız arayıp sormadığında vefasızlığa alışırız, giden sevgilinin hiç dönmemesine ve yüzümüze söylemesine rağmen, "aslında seni hiç sevmedim" sözü kulaklarımızda çınlasa da, bir süre sözleri bir gün buna da alışırız.
 
Alışmak aklın işidir kalbin değil. Kalp gelenekçidir, değişikliği kolay kabul etmez ama akıl sonunda kalbe de söz geçirir. Göz yaşlarıyla da  olsa kabul ettirip, alışkanlığın huzurlu kollarına bıraktırır kendini. Alışırız, benimseriz ta ki bir sonraki vazgeçişe, vazgeçmek zorunda kalışa kadar.
 
Alışırız alışamayacağımızı sandığımız her şeye. Bir şeylere alışmaya mecbur kalırız. Mecbur kaldığımız şeylere de ister istemez alışırız. Bilmediğimiz bir şehre taşınır toprak deriz. Aşk ve sevgi zamanla alışkanlığa dönüşür. Ölenlerinde gidenlerinde yokluğuna alışırız, zor da olsa alışırız.  Gözlerimizin bir müddet sonra karanlığa alıştığı gibi  emin olun yalnızlığa da alışırız.
 
İnsanoğlu alışır, kaderine razı olur, kabullenir. Acıya dayanma çeşitleridir bunlar. Hatta bir savunma mekanizmasıdır. Zaman da yardım eder alışmaya, ne de olsa hiç bir acı ilk günkü tazeliğiyle kalmaz. Alışmak belki de insanoğlunun en güzel özelliğidir.