Kimseyi, kimse ile karşılaştırmaya niyetim yok.

Bir “anne”nin karşısına, bir başka “anne”yi koyma niyetim yok.

Ama zekamızla alay edenler var ise.. Midelerinden Kandil’e, beyinlerinden Pensilvanya’ya bağlı olanlar var ise.. Onlara da hadlerini bildirmemiz lazım..

Cumartesi anneleri devam ettirdikleri eylemlerinde ne istiyorlar?

1990 - 1996 döneminde ağırlıklı olarak kaybolan çocuklarını istiyorlar.. “Mümkünse diri, olmuyorsa, bari ölüsünü bulun” diyorlar..

Haklı bir talep mi?

Haklı bir talep..

Üzerinden ortalama 25 yıl geçmiş kayıplar sözkonusu olduğuna göre, o çocukları diri bulma ihtimali var mı?

Pek mümkün değil..

Ölüsünü de bulup, annelere “Şuraya gömelim, en azından mezarını bilirsin” dememiz gerekir mi? Gerekir.

Peki, Diyarbakır’da HDP il başkanlığı önünde bekleyen anneler ne istiyorlar?

Daha birkaç yıl önce. Hatta bazıları birkaç ay önce dağa kaçırılan çocuklarını istiyorlar.

O çocukların canlı bulunma ihtimali var mı?

Var. Hem de büyük ihtimal.

O zaman?

Cumartesi annelerinin talebi mi daha acil, Diyarbakır annelerinin talebi mi daha acil? Hangisinin talebi olumlu neticelenmeye daha uygun?

Birisinde kayıpları canlı bulma ihtimali nerede ise sıfır. Diğerinde canlı bulma ihtimali nerede ise % 100.

Bu tablo karşısında, “Cumartesi anneleri”nin dahi koşup, Diyarbakır’daki annelere destek vermeleri gerekmez mi? Gerekir.

Ama gördüğümüz ne?

Bırakın “Cumartesi anneleri”ni.. Onlara destek verenler dahi. Bir tanesi eksik olmaksızın, Galatasaray Lisesi’nin önüne gelip, gösterilerini sürdürüyorlar. Sezgin Tanrıkulu ile Mahmut Tanal ile Hüda Kaya ile.. Diğer figüranları ile..

Ama aynı isimlerden tek bir tanesi bile.. Diyarbakır annelerinin yanına gitmiyorlar.  Hepsinin ağzında aynı maval: “Gideriz tabii. Niye gitmeyelim..”

Bunu söylüyorlar ama.

Ne hikmetse, şu ana kadar bir tanesi bile, Diyarbakır’daki annelerin yanına gitmediler..

Bu bir kenara.. Cumartesi annelerinin çocuklarını bulma ihtimalleri sıfıra yakın olsa bile. Gösterilerini mazur görmemiz için, ne olması gerekir? Bu iktidar döneminde çocukların kaybolması gerekir..

Çocuklar, bu iktidar döneminde mi kaybolmuş? Hayır.

Şu an gösteriye destek için gelen CHP milletvekillerinin koalisyon ortaklığı döneminde kaybolmuşlar.

O zaman, burada kirli bir oyun yok mu?

Sen parti olarak, iktidarda olduğun dönemde, kadının çocuğunu kaybet, öldürt.

Sonra.

İktidar değiştiğinde, kendi faili olduğun cinayeti gerekçe gösterip, o cinayetleri sona erdiren rakip partinin iktidarında, gösteri yap, huzuru boz..

Sezgin Tanrıkulu için söylüyorum.. Mahmut Tanal için söylüyorum.. Bulunmasını istediğiniz çocukların hemen tamamı, sizin partinizin koalisyon ortaklığı döneminde kayboldu.

Ama sizler.. Kendi partinizin önünde yapmanız gereken gösteriyi, gidip başka yerlerde yapıyorsunuz..

Derdinizin, “kaybolan çocukları” bulmak olmadığını da, Diyarbakır annelerine destek vermemekle ispatlıyorsunuz..

Şunu da kabul ederim. “Ben, Cumartesi annelerinin eylemine gitmek istiyorum” dersiniz..

“Var, git” deriz.. “Niyetini, samimiyetsizliğini gösterdin” deriz.. Destek vermeyiz, normal bir tavır olarak yorumlamayız ama..

Ölümüne size karşı da çıkmayız..

Ama sizler..

Cumartesi anneleri için gösteriye gidip, 25 yıl önce kendi koalisyon ortaklığınız döneminde kaybolan insanlar üzerinden, bugünkü iktidarı suçlarken..

Diyarbakır’da, çocukları dağa kaçırılan annelerin eylemleri için, “Köpürtülüyor. Devlet organize ediyor, kayyım atamalarını gözlerden kaçırmak için devletin bir operasyonu” derseniz.

Ben size.. “Alçaksınız” derim Ahlaksızsınız” derim. “Namussuzsunuz” derim.. “Teröristsiniz” derim..

Ulan öküzler..

Velev ki devletin böyle bir niyeti olsun..

O annelerin çocukları dağa kaçırılmış mı?

Kaçırılmış.

Anneler, çocuklarının dönmesi için eylem yapıyorlar mı? Yapıyorlar..

Bu eylemin arkasında devlet olsa ne olur..

Olmasa ne olur?

Kanal D’ye bağlanan Ayşe öğretmen, “Çocuklar ölmesin” dediğinde..

Biz, “Devlet zaten çocukların ölmemesini istiyor. Siz de destek verin, çocuklar ölmesin. Siz de PKK’ya çağrı yapın, çocukları öldürecek zemini hazırlamasınlar. Terörist yakalayacağız diye, devlet yanlışlıkla da olsa, çocukları siper edenlerin tuzağına düşmesin” dediğimizde, ne dediniz:

“Annelerin isteğine, nasıl karşılık veriyorsunuz?”

Ayşe öğretmeni, Anayasa Mahkemesi kararı ile beraat bile ettirdiniz..

Şimdi geldik, Diyarbakırlı annelere..

“Çocuğum dağa götürüldü. Geri gelmesini istiyorum” diyen annelere.. “Çocuklar ölmesin” diyen annelere.. Ne diyorlar: 

“Gösteriyi devlet organize ediyor, annelerin eylemi için tahriklerde bulunuluyor, onun için her geçen gün, eylemci anne sayısı artıyor..”

Namussuz gördüm ama, bu kadarını görmedim.. Ahlaksız gördüm ama, bu kadarını görmedim.