Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, bugünlerde tükenmişlik sendromuna girmiş gibi görünüyor. Bu durum onu Pazar gününe kadar olan tüm randevularını iptal etmeye kadar götürdü. Elysee Sarayı kaynaklarına göre Macron ve eşi Brigitte, hafta başlayacak ve günler sürecek olan, Fransa’nın doğusu ve kuzeyinde 1. Dünya Savaşı’nın önemli cephelerinin yer aldığı bölgeleri kapsayan tur öncesindeki dört günlük fırsattan yararlanmaya karar verdiler. Turun ardından Macron, Paris Barış Konferansı’na katılacak dünya liderleri ve uluslararası kuruluşların temsilcileriyle birlikte 1. Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 100. yıl dönümü nedeniyle yapılacak kutlamalara katılacak.

Macron yorgun görünüyor. Ancak Avrupa ve Fransa konusundaki uzman isimlerin söylediği gibi bu yorgunluk haftanın 7 günü gece geç saatlere kadar devam eden yoğun çalışma temposu veya bitmek bilmeyen yurt içi ve yurt dışı ziyaretlerden kaynaklanmıyor. Macron’un popülaritesinin ciddi derecede düşmesi, Elysee Sarayı’nın başlattığı reformlardan beklenen sonuçların elde edilememesi, artan sosyal ve ekonomik huzursuzluk, devam eden yüksek işsizlik oranları ve geçen yazdan bu yana yaşadığı siyasi zorlukların Macron’un moralini bozduğunu düşünüyorlar.

Macron ve aşırı sağın yükselişi

Macron kısa bir seçim kampanyasının ardından Elysee Sarayı’na girdiği sıradaki mevcut koşullar, Avrupa Birliği’nin (AB) ‘lideri’ olması için yeterliydi. Macron, İngiltere’nin Brexit sürecine girdiği, İspanya ve İtalya’nın ciddi iç krizlerle boğuştuğu ve Almanya’da Başbakan Angela Merkel’in göçmen ve mültecileri ülkeye alma politikasıyla başlayan şiddetli tartışmaların yaşandığı, Orta ve Doğu Avrupa’da, aşırı sağın yükselişe geçtiği bir dönemde iktidara geldi. Bu yüzden Macron, Avrupa ülkelerinin daha fazla birleşmesi konusunda ısrar ederek Avrupa projesine hayat verecek bazı yenilikleri harekete geçirebilecek bir ‘kurtarıcı’ kılığına bürünmüştü. Ta ki birkaç gün öncesine kadar. Yani Merkel’in siyaset dünyasından kademeli olarak çekilme niyetini açıklayana kadar Avrupa’daki resim buydu. Merkel birkaç gün önce 18 yıldır liderliğini yürüttüğü partisi Hristiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) genel başkanlığına bir daha aday olmayacağını ve 2021 yılında başbakanlık görev süresinin sona ermesinin ardından siyasete veda edeceğini açıkladı. Ancak Alman ve yabancı çok sayıda analiste göre Merkel o kadar zayıfladı ki, 2021’e kadar dahi devam edemeyebilir. Önümüzdeki aylar yeni bir seçime gebe olabilir.

Macron, Merkel’i bir güç olarak görüyordu

Öte yandan Merkel’in başına gelenler Macron’u da etkiliyor. Avrupa’nın temelinde Fransa-Almanya arasındaki ilişkiler yatıyor. Macron, 13 yıldır iktidarda olan Merkel’i, yalnızca reform projelerinde destek alabileceği deneyimli ve sağlam bir ortak olarak değil, aynı zamanda, Avrupa’nın dış politikada etkili olmasını sağlayan bir güç olarak görüyordu. Diğer yandan Merkel’in karşısında, ülkesinin ekonomisini Avrupa standartlarına uygun hale getirecek reformlar yapmaya çalışan bir cumhurbaşkanı vardı. Ancak bugün, Macron’un popülaritesinin azaltması ve ekonomik-sosyal reformlardan beklenen sonuçların elde edilememesi, Merkel’in ise partisinin seçimlerde yenilgiye uğraması ve partisinin ona olan desteğinin azalması sebebiyle iki zayıf taraf ortaya çıktı.

Avrupa’da aşırı sağcı ve popülist akımların yükselmesi endişe kaynağı

Önümüzdeki bahar aylarında AB ülkelerinde seçimler yapılacak. Yetkililerin ilk endişe kaynağı, Fransa ve Almanya dahil olmak üzere Avrupa’da aşırı sağcı ve popülist akımların yükselmesi. Fransa’da yapılan kamuoyu yoklamaları aşırı sağ görüşlü Ulusal Cephe (FN) partisinin ilk sırada yer alacağını gösterirken, Almanya’da son seçimlerde 91 sandalye kazanan aşırı sağ eğilimli Almanya İçin Alternatif (AfD) partisinin yükselişinin devam etmesinden korkuluyor. Fransa ve Almanya için ne doğru ise birçok Avrupa ülkesi içinde o doğrudur.

Merkel’in çekilme kararı Macron’un reform çalışmalarına inen bir darbe oldu

Bu bağlamda Merkel’in siyasetten kademeli olarak çekileceğini açıklaması, Macron’un reform çalışmalarına inen bir darbe oldu. Bununla birlikte Merkel’in aldığı kararların bir yandan partisinin politikaları diğer yandan hükümetinin liderliği üzerindeki etkisini azalttığı açık. Hatta yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan bu iç anlaşmazlıklar görev süresini sona erdirebilir. Bu durumda ilk olarak Avrupa’ya göç akımı, AB iç reformları, ABD ile başa çıkmak üzere çizilecek yol haritası, ekonomik büyümeyi sağlayacak gerekli şartların sağlanması gibi temel hedeflerin karşılanamamasından korkuluyor.

Şarkul Avsat