Doğu Akdeniz’deki zengin enerji kaynakları üzerinde paylaşım kavgası devam etmektedir. 2000’li yılların başında Doğu Akdeniz’de zengin enerji kaynakları keşfedilince, ABD ve İngilizlerin bölgedeki politikaları değişmeye başladı ama küresel politikaları pek değişmedi. Bu ikilinin bölgede izlediği politikaları dikkatle izlediğimizde şu üç hususu eş zamanlı olarak yürüttüklerini görüyoruz.

Birincisi, ‘’Arap Baharı’’ adı altında bölgedeki devletlerin siyasi niteliğini değiştirerek ülkeleri istikrarsızlaştırıp, siyasi ve ekonomik olarak zayıflattılar. İkincisi, Bölge devletlerinin birbiriyle olan bağlarını sabote ederek muhtemel bir dayanışmanın önünü kestiler. Üçüncüsü, Müslüman halkları çatıştırıp birbirinin kanını döktürürken, kendileri de Doğu Akdeniz’deki kaynakları ele geçirmek için taşeronlarının aracılığıyla görüşmeler ve anlaşmalar yaptılar.

ABD ve İngilizlerin Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının kullanımında Türkiye’yi denklem dışı bırakma çabalarını yaklaşık on yıldır takip ediyorum. ABD’nin S-400 hava savunma sistemine karşı çıkmasının temelinde Doğu Akdeniz’de muhtemel bir zorbalığa karşı Türkiye’yi savunmasız bırakmak istedikleri aşikârdır.

ABD-İngiliz ikilisinin Türkiye’yle ilgili olarak birçok plan üzerinde çalıştıklarını okuduklarımdan anlıyorum ama son üç yıldır yapılanlara baktığımda iki strateji izlediklerini görüyorum. Birincisi, dışarda Türkiye’nin yakın çevresi olan Doğu Akdeniz’de, Ege’de, Suriye’de kuşatmak, ikincisi içerde milleti birbirine karşı kışkırtarak yıkıcı hedeflerine zemin oluşturup içten çürütmek.

ABD’li George Friedman’ın GF’de 02-05-2016 tarihli ‘’Potansiyel Tehdit’’ başlıklı makalesinde: ‘’Bir ülkenin tehdit oluşturacak potansiyelin başında, savaşabilme kapasitesi ve enerji gelir.’’ Demişti. Türkiye’nin savaşabilme kapasitesini biliyorlar. Eksik olan enerjiyi de Doğu Akdeniz’de elde etmesini tehdit olarak algılıyorlar.

Ancak ABD ve İngilizlerin Ortadoğu coğrafyasına yaklaşımı sahip olduğu zengin enerji kaynaklarıyla sınırlı olmadığını da belirtmek isterim. Bu ikili süper güç olma adayları olan Çin, Rusya ve Hindistan’ı çevreleyip sınırlandırarak kendi konumlarını muhafaza etmek istiyorlar. Küresel çapta siyasetin coğrafyadan bağımsız yapılamadığını bir kez daha burada görüyoruz.

Doğu Akdeniz’de zengin enerji kaynakların bulunması önemini artırmaktadır ama küresel güçler için esas önemi jeopolitik konumundan kaynaklanmaktadır. Bir gün Ortadoğu’da zengin enerji kaynakları bitse bile, küresel güçlerin bu coğrafya üzerindeki egemenlik mücadelesi bitmeyecektir.

Bugün Doğu Akdeniz’de bu mücadelenin taşeronluğunu İsrail ve Yunanistan’avermişler yarın taşeron değişebilir ama mücadelenin mahiyeti, hedef noktaları ve taşeronları değişse de sıcaklığı hiç değişmeyecektir. Onun için hep diyorum ki, mesele ciddi ve derindir.