Millet olarak dünya nezdinde en çok öne çıktığımız özelliklerden birisi misafirperverliğimiz ola gelmiştir bugüne kadar. Lakin son zamanlarda Gaziantep’de ve Suriyeli mültecilerin yoğun olarak bulunduğu illerde Suriyeli kardeşlerimize gösterilen muamele maalesef bu husustaki imajımızı zedeliyor.

Devletimiz sığınmacılar için her türlü insani yardımı yapmaya çalışırken, bu politika maalesef toplum nezdinde karşılık bulabilmiş değil.

İster istemez bazı hususlarda şüpheye düşüyor insan. Mültecileri genel anlamda sosyolojik bir kirlilik ve bir yük olarak gören zihniyet beyaz Türklerimizde her zaman mevcuttu. Hümanizmi ve insan hakları söylemlerini ağızlarından düşürmeyen o elitist kesim mevzu bahis Ortadoğu’nun bataklığından (!) gelen üçüncü dünya ülkesi insanları olunca bu söylemlerini çok çabuk unuttu. Hatta o klasik “benim vergilerimle bunu yapıyorlar” söylemlerini bugün Suriyeli mülteciler için uyguluyorlar.

Bu elitist kesim İstanbul’un ve İzmir’in lüks semtlerinde mukimler, ama mültecilerle vatandaşlarımız arasında yaşanan gerginlikler Gaziantep’de vuku buldu. Şaşırtan hadise de bu.  Acaba mültecilere ve genel olarak Ortadoğu insanına karşı gösterilen bu elitizm hastalığı Anadolu insanına da mı sirayet etti diye korkuyor insan!

Birinci dünya savaşı sonrasında anavatanlarını terk etmek zorunda kalan Rumeli ve Kafkas Osmanlı topluluklarına ev sahipliği yapan Anadolu toplumuydu. Aynı millet 1944’deKarabağ’da Ermeni zulmünden kaçan Azerbaycan Türklerine de, 1950’dekomünist Çin’in baskılarından kaçan Uygur Türklerine de kapısını şefkatle açtı. Komünist Yugoslavya’da dini ve milli değerlerini yaşayamayan Türkler, Kosova’da ve Arnavutluk’ta Sırp katliamından kaçan Arnavutlar ve bütün Avrupa’nın gözü önünde Sırplar tarafından katledilen Boşnaklar da sığınacak kapı olarak bizi buldular.

Bu misaller sadece yakın tarih örnekleri olmakla beraber daha geriye gidecek olursak Türk topraklarının mazlumlara her zaman beşik olduğunu açıkça görürüz. Milletimiz kimlik farkı gözetmeksizin zulme uğrayan ve kendi topraklarına sığınan herkese müşfik bir şekilde elini açmış ve ensarlığını göstermiştir.

Bugün mültecilere ve mazlumlara karşı hassasiyetimizi kaybetmemizin tek sebebi beyaz Türk hastalığının Anadolu insanına sirayeti midir? Geçmişte mültecilere son derece müşfik davranmış bir milletin bugün bu şefkate ve hoşgörüye sahip olmamasının sebebi nedir? Çok değil, 15-20 senelik bir zaman zarfında değişen ne oldu? Dün mazlum Boşnak’ların ve Kürtlerin başımızın üzerinde yeri varken bugün Suriyelileri neden istenmeyen topluluk muamelesi gösteriyor birçoğumuz?

Şeytanın fakirlikle korkutmasına kanıp, ekonomik sorunları bahane ederek, ümmet bilincinden uzaklaşıyor ve mümin kardeşlerimize karşı hoşgörülü olmaktan vazgeçiyorsak değerlerimizi sorgulamanın zamanı gelmiştir.  Hadi kendi evlerimizin konforunu artırma peşinde verdiğimiz mücadeleden küçük bir payı, ülkemize sığınmak zorunda kalmış insanlara ayırmayı çok gördük diyelim, güler yüzümüzü de esirgeyip “Burada ne işiniz var?” bakışlarını atabilecek duyarsızlığa nasıl geldik? Bazı mültecilerin hatalı davranışları, çıkardıkları rahatsızlıklar bizim hatalı tutumlarımızın sebebi mi olmalıydı?(Oysa yargılamadan önce, savaştan kaçan, düzenini bozup dilini bilmediği bir ülkeye sığınan insanların ruh halleri üzerinde düşünmemiz gerekmez miydi?)

Meselin özü yine bireyselleşme sorununa çıkıyor. Şehirleşmenin ve metropolleşmenin artmasıyla mütevazı hayatlar azaldı. Sıkış tepiş binalarda birbirinden habersiz, birbirine duyarsız insanlar komşusu aç iken karnı tıka basa dolu uyuyabildi. Haftanın altı günü çalışanlar Pazar günlerini yoksulun izlerinden uzak lüks mekanlarda tüketim ve eğlenceye ayırırken en ufak bir vicdan muhasebesi yapmadı. Peki ne oldu? Mutlu mu olduk? Araştırmalar depresyon oranımızın geçen yıla oranla tam beş kat arttığını söylüyor. Standartlarımızı yükseltip, maddeyi tüketirken içimizdeki tüm iyi değerleri de tükettiğimiz için belki de… Başkasının derdiyle dertlenme yeteneğimizi kaybediyor oluşumuz, kendi dertlerimizi olduğundan çok büyük gösterdi bize.

Velhasıl, Müslümanca düşünmekten uzaklaşınca Müslüman kardeşimize yönelik tutumlarımız da ekseninden saptı. Önce parklardaki Suriyeli dilencilerden, sonra vatanımızda iş güç edinip durumunu düzeltenlerden rahatsızlık duymaya başladık.

Biz devlet ve millet olarak Suriye’de dönen kirli siyasete doğrudan etki edemiyor olsak da en azından üzerimize düşeni yapabilmeliyiz. Hayatta kalmak için anavatanlarını terk etmiş bu kardeşlerimize göstereceğimiz muamele bizim için büyük bir imtihan olacak ve bu husustaki tavrımız muhakkak tarihe not düşülecektir. Temennim o ki, tarihe Suriye’lilere yardım etmiş, ev sahipliği yapmış bir millet olarak not düşülürüz.