Abdullah Yıldız'ın Yeniakit gazetesindeki yazısı...

‘Hangi “İslâm Birliği”? “İslâm Birliği” mi kaldı; Trump’ın Suud gezisinden sonra?’ dediğinizi duyar gibiyim... İsterseniz, acele etmeyin de, kısa bir tarih turundan sonra meseleyi akl-ı selimle konuşalım... 

11. yüzyılın sonları... 

İslâm dünyasının zenginliklerini yağmalamayı ve “kutsal” Kudüs’ü ele geçirmeyi amaçlayan Haçlı sürüleri yani Avrupalılar, tam da Müslümanların iç çekişmelerle zaafa uğradıkları bir zaman diliminde saldırıya geçiyorlar... 1099’da Kudüs’e ulaşıp sadece orada yetmiş bin Müslümanı katlettikten sonra, Kudüs merkezli bir Haçlı Krallığı kuruyorlar ve iki yüzyıla yakın Haçlı seferlerinin arkası kesilmiyor...

Kudüs’ün Haçlılardan geri alınması, tam 88 yıl sonra Selahaddin Eyyûbî’nin Haçlıları mağlup ettiği Hıttin Zaferi (1187) ile mümkün olabiliyor... Önce Nureddin Mahmut Zengî (1118-1174), ardından da onun komutanı Selahaddin Eyyûbî(1138-1193), Kudüs-ü Şerif’i Haçlılardan kurtarmak için Müslüman gönüllerde “cihad bilinci”ni canlandırmayı ve özellikle İslâm Birliği’ni kurmayı siyasetlerinin merkezi yapıyorlar. Ve 1186 Şam Toplantısında Müslüman devlet ve beylikleri “kendi aralarındaki savaşlara son vermeleri ve Haçlılara karşı yapılacak savaşlarda kendisine destek olmaları” ilkesi üzerinde uzlaştıran Selahaddin Eyyûbî, ertesi yıl Hıttin’de Haçlı ordusunu yok edip Kudüs’ü kurtarıyor...

20. yüzyılın başları...

İslâm coğrafyasında petrol kokusu alan Çağdaş Haçlılar, daha önce “Hasta Adam” dedikleri Osmanlı Devleti’nin stratejik bölgelerini bir bir ele geçirmeye başlıyorlar ve nihayet Devlet’in toprak bütünlüğünü 33 yıl boyunca koruyan Sultan Abdülhamid’in hal’inden kısa süre sonra çıkardıkları 1. Dünya Savaşı ile Osmanlı topraklarını paramparça edip kendi aralarında nüfuz bölgelerine ayırıyorlar.

İlginçtir ki, savaşın sonuna doğru İngilizler Kudüs-ü Şerif’e girdiklerinde Haçlı dünyasının tamamı -sözde müttefiklerimiz Almanya ve Avusturya halkları dâhil- sokaklara dökülüp bayram ediyorlar. İngiliz generali Allenby, Kudüs’ün ardından Şam’a geldiğinde doğruca Selahaddin Eyyûbî’nin türbesine giriyor ve kabrini küstahça tekmeleyerek, “Kalk ey Selahaddin, biz yine geldik!” diyor. 

Filistin’e sistematik olarak Yahudileri yerleştiren İngiltere, 1948’de Siyonist işgal rejimini İslâm dünyasının bağrına bir hançer gibi saplıyor ve 1967 Savaşı sonunda Siyonist rejim Doğu Kudüs’ü işgal ederek, Batı Kudüs ile Mescid-i Aksâ’yı adım adım ele geçirme yolunda ilerliyor...

Kudüs-ü Şerif’in fiilen işgalinin ardından tam 50 yıl geçti... İslâm dünyası hâlâ paramparça...

“Geçmişler geleceğe suyun suya benzemesinden daha çok benzer” diyen büyük tarih sosyoloğu İbn Haldun ne güzel söylemiş... Şimdi o paramparça İslâm ümmeti, yeni Nureddin Mahmud Zengî’lerin ve yeni Selahaddin Eyyûbî’lerin özlemini duyuyor, hem de yüreğinin ta derinliklerinde... 

Müslümanlar, bütün coğrafi, etnik ve mezhep temelli bölünmüşlüklerine, iç çekişmelerine ve can yakıcı sıkıntılarına rağmen “İslâm Birliği” idealini yüreklerinde dipdiri tutuyorlar hamdolsun... 

Son yıllarda “İslâm Birliği”ni gerçekleştirme yolunda Türkiye’nin öncülüğünde atılan ciddi adımlar, Siyonistlerin hâmîliğini İngiltere’den devralan ABD ve şürekâsı tarafından -özellikle Trump’ın Suud ziyareti ile- şeytanca torpillenmiş görünse de, kanaatimiz ve duamız odur ki, Müslüman halklar, İslâm Birliği’ni kuvveden fiile dönüştürmeye her zamankinden daha fazla yakın/yatkın bulunuyorlar... 

İnanıyoruz ki, saltanatlarını koruma endişesi ile ABD tehdidine boyun eğen birkaç işbirlikçi rejimin Katar’ı boğmaya ve Modern Haçlıların Katar üzerinden Türkiye’yi bloke etmeye yönelik sinsi plânları, ümmetin kâhir ekseriyetinin Katar-Türkiye etrafında kenetlenmesi ile akim kalacak ve Kudüs-ü Şerif’in tekrar özgürlüğüne kavuşması için bir 88 yıl daha beklemeye gerek kalmayacaktır... 

Ve ilâhî plân işlemeye başlamıştır: “Ve mekerû ve meker’Allah; v’Allahu hayru’l-mâkirîn”...

Böylesine kritik bir süreçte İslâm dünyasına ve özellikle Türkiye Müslümanlarına düşen görev, “İslâm Birliği ve Kardeşliği” idealimizi zedeleyebilecek ve Müslümanlar arasında var olan çeşitli ihtilâfları ve görüş ayrılıklarını iftiraka, gerilime ve düşmanlığa dönüştürebilecek söylemlerden, tartışmalardan, suçlamalardan ve eylemlerden kesinlikle uzak durmaları, Modern Haçlıların ve Siyonistlerin sinsi kışkırtmalarına ve şeytanî tuzaklarına karşı çok dikkatli olmalarıdır.

Ramazan-ı Şerif, İslâm Birliği ve Kardeşliğini yeniden kurmak için bize eşsiz bir imkân sunuyor...