İslam temsiliyet dinidir. Yani en azından büyüklerimiz bize bunu bu şekilde öğretti. “Yaptığınız her hareket önce şahsınıza yazılır sonra üzerinizde olan kimliklere” diye öğretildik. İmamhatip yıllarındayken yapacağımız yanlışlar, imamhatiplilere mal edilirdi dışarıdakiler tarafından. Eğer bir vakıf çalışması yapılıyorsa burada yapılan yanlışlar önce şahıslara, sonra o vakfa daha sonrasında da vakfın benimsediği değerlere atfedilirdi. Bu durum halen de böyle. Aslında bu durum her ne kadar yanlış olsa da, bireyin hatası oluşumun temeline zarar vermemeli ise de zarar veriyor. İşte bu sebeple her alanda bir kimlik sahibi olan her insanın kendi değerini temsil ettiği gibi biz Müslümanlar da yaptığımız hareketlerle İslam’ı temsil ediyoruz. İşte bu sebeple İslam, temsiliyet dinidir; Müslüman, İslam’ı temsil eder.

Müslüman İslam’ı evvela duruşuyla temsil eder. Ahlakıyla, güzel konuşmasıyla, saygı ve edebiyle temsil eder. Başkalarının değerlerine ne kadar saygılı, bununla temsil eder. Ahlakı Kur’an olan peygamberi örnek alışıyla temsil eder. Bu temsiller de beraberinde bazı semboller getirir. Bu maddi sembollere demir baş örnek tesettürdür. Müslüman olduğunu iddia eden erkek hava sıcak diye giydiği diz üstü kıyafet ile sokağa çıkıyorsa, başörtülü kadın ramazanın ortasında hiç utanmadan açık alanda fosur fosur sigara içiyorsa bu önce bireye sonra İslam’a(!) tutarsızlık olarak yazılır. Eğer İslam için uğraştığını iddia eden kurumlar gayri İslami çalışalar yapıyorsa -mesela yolsuzluk gibi, adaletsizlik gibi- bundan zarar gören toplumdaki İslam algısı olacaktır ve tebliğ bu tutarsızlıklarla daha da zorlaşacaktır. Bu noktada Müslüman birey hatırlamalı ki şahsının varlığı, üzerindeki İslami temsil vasıtaları, hal ve hareketleri bir bütün olarak İslam’ı temsil etmektedir. Vebali sadece şahsı üzerinde değil aynı zamanda yanlış temsiliyle dine önyargısı oluşmuş kimseler üzerinedir.

Sembollere değinmişken, modası geçmiş olmakla birlikte içi boşaltılmış kavramlarımıza değinmezsek olmaz. Hayra değil şerre alet edilerek karalanan cemaat, abi, abla, imam gibi kavramlarımız halen kullanılamıyor ve toplumun büyük bir kısmının, suistimal edilen bu kavramlardan dolayı vakıf çalışmalarına mesafeli oldukları malum. Bunun yanında anlam erezyonuna uğramış ve asıl değerini yitirmiş kavramlarımız da fazlasıyla mevcut; dava, mücadele, cihat... Bu gibi güzide kavramlarımızın derin anlamları var ancak gün geçtikçe anlamını bilmeyen insanların, kullandığı kavramlarla çelişkili yaşayanların yaptıkları bu kavramın üstünün örtülmesine sebep oluyor.  

Sadece dışarıdan yapılan müdahalelerle değil, kendi ellerimizle de kendi kavramlarımızı tüketiyoruz. Ümmetin sembolleri, seküler davalara/dertlere alet ediyor. Abdest, namaz gibi dinin en temel normları “İslami romantizm” kılıfıyla alaşağı ediliyor; Kudüs veya Umre turları herhangi bir İslami hassasiyetle değil maksimum kar elde etmek için suistimal edilebiliyor. Kavramlarımız göz göre göre tüketiliyor. Bunlara karşı gerekli tepkiyi göstermeyen ve işin farkında olanların hiç mi kabahati yok? Her gün devam edebildiklerine göre kabahatimiz var. Yeterince sahiplenemeyip değerini derinden hissettiremiyoruz demekki.  

İslam’ı oluşturan bu kavramlarımız bütünün parçaları. Her biri duvarı oluşturan tuğla, taş ya da harç. Her ne olursa olsun, kavramlarımızı istemeden kendi elimizle tüketsek de, dışarıdan müdahalelerle bu temsil vasıtalarımız tahrifata uğrasa da veya yeterince koruyamasak da bu kavramlar haktır ve öyle kalacaktır. Her ne kadar yanlış yaşayışlarla Müslümanlar olarak İslam’ı dışarıya karşı yanlış temsil etsek de İslam birdir ve değişmeyecektir.  O en güzel, tek doğru dindir ve Allah (cc) nurunu elbet tamamlayacaktır. 

Genç Öncüler Dergisi