Henüz 10 yaşındayken TV’ye bir klip çıkardı: Arda Boyları. Bu klipte anlatılan hikayeyi büyük bir ilgiyle izlerdik. Klibin güzelliği bir yana, kısacık saçları ve kadife sesiyle  Şükriye Tutkun da bizim için çok farklıydı. Biz büyüdük, fakat Şükriye Tutkun hiç değişmedi, hep aynı kaldı.

Mürekkep Söyleşiler’de yer alan Şükriye Tutkun'un röportajı

İlk albümünüz 1996 yılında çıktı. Aradan da uzun bir zaman geçti. Fakat Şükriye Tutkun hiç değişmedi. Kısacık saçlarınız, tarzınızdaki farklılık hep aynı kaldı. Bunu korumak zor olmalı sizin için... Ya da şöyle soralım: Bu tarz nasıl ortaya çıktı? Yani bu özel bir imaj çalışması mıydı, yoksa zaten böyleydiniz de olduğunuz gibi mi var olmak istediniz?

Aslında zor olduğunu söyleyemem tarzımı korumamın ya da “imajım”ı diyelim. Çünkü bana giydirilmiş bir elbise değildi ki bugüne kadar yaptıklarım. Ya da başkalarının fikri değildi benim tarzım, müziğim, görüntüm hatta kısacık saçlarım.

İlk albüm yapmak istediğim zamanlarda türkü albümü yapma fikrimi oldukça zor kabullendirdim plak şirketime. Sorunuzda ifade ettiğiniz gibi zaten böyleydim ve olduğum gibi var olmak istedim. Bu yüzden de aynı istikrarla, aynı çizgiyle gelebildim günümüze. Kendi müzik tarzımı giyim tarzımı ve söylediğim tüm şarkıları özenle kendim seçtim. Çok da uğraşmadım. Olduğum gibi sundum en doğal haliyle yani.

Muammer Ketencoğlu, Zülfü Livaneli, Fahir Atakoğlu, Arif Sağ gibi önemli isimlerle çalıştınız...

Muammer benim müzik hayatımda çok önemli bir isimdir. Küçüklüğümden beri Balkan müziğiyle büyüdüm ve her zaman Balkan müziğini çok sevdim. Muammer ile doksanlı yıllarda daha ilk tanıştığımızda birlikte söylemeye başladık çok büyük bir coşkuyla. İkimiz de Balkan müziği aşığıydık özellikle. O akordeonuyla ben sesimle uzun seneler çalıştık. Zülfü Bey ise küçüklüğümden beri müziğini çok sevdiğim bir sanatçıydı. Yıllar sonra da düet yapmak, onunla birlikte çalışmak benim için gerçekten inanılmaz bir rüya. Fahir Beyle albüm çıkmadan önce çalışmıştık ama pek fazla değil. Arif Sağ sadece albümümde çaldı.

Sizin için uzunca bir süre “opera gibi türkü söylüyor” denildi. Bazen de bu yüzden eleştirildiniz. Hala aynı tepkiler geliyor mu?

Artık bu eleştiriyi yapanlar opera gibi şarkı söyleyen birkaç sanatçıyı da ödüllere boğuyorlar. Bu ne yaman çelişkidir hala anlayabilmiş değilim. Şaka bir yana da bu tür eleştiler zaten saçmaydı bence, şu anda bile şaşırıyorum bu söyleme. Nasıl böyle bir tepki olabilir diye. İstanbu Devlet Operasında Folklorama diye bi eser sergilendi. Operacılar türküler söylüyordu ve hep kapalıgişe seslendirildi eser, bilet bulunamıyordu. Bunu göreydiler iyiydi. (gülüyor)

Bir arkadaşım anlatmıştı. Teyzesinin gelini sizin sesinizden ne zaman “Arda Boyları” ve “Yarim İstanbul’u Mesken mi Tuttun?” türkülerini dinlese gurbette olduğu aklına gelir ve duygulanırmış. Bu duyguyu bilmeyen biri sanırım eserlerine bu kadar güzel yansıtamaz. Gurbet ve hasret duygusunu yaşadınız mı?

Gurbet yaşamadım ama çok hasret çektiğimi söylesem yanlış olmaz. Küçükken anneanneme çok düşkündüm. Bizimle kaldıktan sonra biraz da dayımlarda kalmak için giderdi ve ben o kadar üzülürdüm, onu o kadar özlerdim ki... Pencerenin önünde hep gelmesini beklerdim büyük bir özlemle.

Balkan türkülerini de çok fazla seslendiriyorsunuz. Balkanlar denilince akla “göç” gelir. Aslında düşündüğümüzde Türkiye’ye göçüp gelen onca insan için burası bir gurbet. Bu yüzden mi Balkan türkülerine bu kadar ağırlıklı olarak yer veriyorsunuz?

İçimdeki hüzünden olsa gerek. Balkan türkülerinin en hareketlisinde bile o hüznü, burukluğu, acıyı hissedebilirsiniz. Bütün türkülerinde insanın içine içine işleyen benim çok sevdiğim bir sıcaklık ve samimiyet var. Ama hüzün en başta.  Arda Boyları türküsünü yıllardır söylerim ama hala söylerken gözlerim dolar dersem inanır mısınız?

Albüm çalışmalarınızda çok fazla reklam yapmıyorsunuz. Popüler olanın çabuk harcandığı ve kıymetsizleştirildiği göz önüne alınırsa parçalarınızın yalnızca kıymet bilen kişiler tarafından mı keşfedilmesini/dinlenmesini istiyorsunuz?

Öyle bir düşüncem yok tabiki. Müziğimi ne kadar çok insanla paylaşırsam o kadar çok mutlu olurum. Popüler olmak benim şarkı söylememi olumsuz etkileyecek bir durum. Çok fazla gözönünde olmak beni gerçekten de çok yoruyor. Bu yüzden mümkün olduğunca az çıkıyorum ekrana. Sürekli aynı şeyleri yapmaktan, aynı tiyatroyu oynamaktan da sıkılıyor insan. Artık internet var sağolsun. Bulan buluyor, ulaşıyor istediği müziğe.

Aynı zamanda tiyatro geçmişiniz de var. İlk türkü müzikali olan Sultan Gelin’nde başrol oynadınız. Türkülere olduğu gibi tiyatroya da yeni bir bakış getirdiniz. Nereden geliyor bu tiyatro sevginiz?

Güzel bir soru bu. Tiyatroya aşıktım küçükken ve kendi yazdığım metinleri oynuyordum liseyi bitirene kadar. Hep tiyatrocu olmayı hayal ediyordum. Hatta şarkı söyemekten daha çok seviyordum. Lisede çok fazla sanatçı taklidi yapıyordum. Üstelik birkaç oyunda da oynadım. Konservatuar sınavına girdiğimde tiyatro bölümü yerine opera okumamı söyledi hocalarım. Sesimin iyi olduğunu, operada hem tiyatro hem de müziğin olduğunu... Ben de öyle yaptım. Çok da iyi yapmışım.

Var mı yeni tiyatro projeleriniz ya da keşke ben oynasam dediğiniz oyunlar?

Yine bir müzikalde ya da oyunda oynamayı çok isterim ama şu an öyle bir proje yok. Dizi önerileri oluyor ama ben de dizi oyunculuğu yapmak istemiyorum. Tiyatroyu seviyorum. Keşke oynasam dediğim oyunlar olmaz mı hiç, ama o kadar yetkin değilim.

Başucu kitaplarınız var mıdır ya da bazı dizeleriyle uyandığınız şairler? Şükriye Tutkun, en çok kimi okur?

Patricia Highsmith severim. Kitaplarını tekrar tekrar okurum. Nazım Hikmet, Yaşar Miraç, Özdemir Asaf ve birkaç sevdiğim şair daha var;  fakat Dursun Ali Akınet ustanın şiirleri gerçekten başucu kitabımdır. “Gücüm Yetene Kadar” sözlerinin sahibi... Muhteşemdir, gerçekten su gibi.

Ortalama olarak 3-4 yılda bir albüm çıkarıyorsunuz. En son albümünüz de 2010 yılında çıktı. Var mı yeni albüm?

Balkan müziğiyle ilgili bir projemiz var şu sıralarzonunlasilgili çalışıyoruz, yine bir projemiz daha var ama önümüzdeki günlerde tam netleşeceğinden söylememem etik olur.