Şimdiye kadar ciddi bir sağlık sorunu yaşamadığımdan olsa gerek, sağlık konusuna pek kafa yormadım. Kızartmalardan, asitli içeceklerden, sigaradan uzak durmanın yanında hassas bir beslenme biçimim de olmadı. Abur cuburu oldum olası sevdim, ambalajlı ürünleri tükettim, doğal süt ve yoğurt tüketme peşinde koşmadım, gezen tavukları kovalamadım… Ancak, son zamanlarda edindiğim tecrübeler ve arkadaş tavsiyesi ile okuduklarım beni düşündürdü. Mevcut tıbbı eleştiren ve hatalarını gözler önüne seren kaynaklar yavaş yavaş dikkatimi çekmeye başladı.

Basit bir rahatsızlığı olmasına rağmen, doktorun isteği ve ısrarı üzerine gereksiz yere ameliyat olan hastaları duymuşsunuzdur. Peki üç yaşında dişleri dolgulu bir çocuk gördünüz mü? Yada beş yaşında kolesterol sorunu yaşayan bir ufaklık?

Vision Council of America istatistiklerime göre Amerika’daki yetişkinlerin %75’i gözlük veya lens kullanıyor. Diğer çoğu araştırmaya göre ise dünyada göz bozuklukları her geçen yıl artış gösteriyor. Peki, göz bozukluklarının tedavisinde gözlük kullanımı da aşıp lazer, lasik vb tedavi biçimlerinin hızla yayıldığı bir dönemde, miyop, hipermetrop ve astigmat gibi rahatsızlıkların gözlük kullanmadan, sadece bazı egzersizlerle tedavi edilebileceğini söylesem ne düşünürsünüz? Sıra dışı göz doktoru William H. Bates ‘Cure for Imperfect Sight by Treatment without Glasses”  isimli çalışmasında tedavi süresi biraz uzun olsa da, odaklanma egzersizlileri, avuçlama, sallama, güneşlenme gibi yöntemlerle görme yeteneğinin nasıl artırılabileceğini ve gözlüksüz yaşamanın nasıl mümkün olacağını anlatıyor, ilgilenenler mutlaka okusun. (1)

Peki dişçinizin dolgu, kanal tedavisi veya çekim gibi yöntemler önerdiği çürüklerinizin sadece ve sadece beslenme biçiminizle iyileşebileceğini, dişinizi doldurmadan, çektirmeden tedavi edebileceğinizi söylesem? Bir buçuk yaşındaki kızını dişçiye götürdüğünde ve dişçi dolgu yapmak gerektiğini söylediğinde tepesi atan ve kendini çeşitli araştırmalara adayan Ramiel Nagel, diş çürümesinin sebebinin bakterilerden ziyade mineral kaybı olduğu sonucuna varıyor. Sıradışı bir dişçi olan Winston Price’ın bulgularından yararlanan Nagel,  dişin kaybettiği mineralleri ona geri verebilmek için besin araştırmasına yönleniyor. Nagel, pastörize edilmemiş saf süt, bu sütten yapılan yoğurt ve peynir gibi gıdalar, gezen ve doğal beslenen tavuk yumurtası gibi çeşitli besinlerle beslenerek ve işlenmiş gıdaları hiç tüketmeyerek diş çürüklerinde, diş eti rahatsızlıklarında kısa sürede ciddi ilerlemeler kaydediyor. Tüm bu çalışmalarını da “Cure Tooth Decay” isimli kitabında topluyor. (2) (Her bünyenin birbirinden farklı olduğunu kabul edersek, söz konusu radikal çözümlerin her bireyde olumlu sonuç gösterip gösteremeyeceğini de bilemeyiz.)

Gelelim her derde deva gibi sunulan antibiyotik kullanımına. Yakın bir zamanda biyomedikal uzmanı bir arkadaş konuyla ilgili beni bilgilendirene kadar antibiyotiklerin ufak tefek soğuk algınlıklarında gereksiz, ancak kulak iltihabı, sinüzit, bronşit gibi hastalıklarda kaçınılmaz olduğunu düşünmüştüm. Yanıldığımı arkadaşımın gönderdiği kaynaklara göz atınca hayretler içinde öğrendim. İncelediğim kaynaklar arasında en çarpıcı ve en net ifade British Columbia Üniversitesi epidemologu Mahyar Etmiyan’a ait. Etmiyan hastalarına hiç düşünmeden antibiyotik yazan doktorlar için “Bir sineği atom silahıyla öldürmeye çalışan tembel doktorlar” ifadesini kullanıyor. (3) Anlaşılan o ki, antibiyotikler zararlı bakterileri yok etmenin yanı sıra vücutlarımızda çok daha büyük hasarlar bırakıyor. Bu noktada da doğal antibiyotiklere (sarımsak, kırmızıbiber, adaçayı, kekik vs) yönelmek ve beslenme biçimimizi gözden geçirmekte fayda var.

Tüm bu paylaştığım bilgilerin bilimsel kısmını açıklamaya çalışmayacağım, zira bu konularda yeterli bilgim olmadığı gibi, tıp uzmanı da değilim. Ancak günümüzde her bir hastalığa ait devasa sektörlerin olması hususunda söyleyecek sözüm çok. Gözlük, lens, gözlükten kurtulma ameliyatları… Kronlar, köprüler, kanal tedavileri, implantlar derken dişlerimizi doldurup ceplerimizi boşaltan bir diş sektörü… Üçüncü dünya ülkelerinin gerçekten bihaber halklarını kobay olarak kullanan devasa ilaç sektörü… Ve hepsinin yanında en önemlisi: İşlenmiş, yapay gıdaların ucuzluğu, ulaşılabilirliği ve yaygınlığına karşın bozulmamış, doğal gıdalara ulaşmanın zorluğu ve maliyeti. Tüm bu sektörler karşısında sağlıklı kalabilme mücadelesi verebilmenin zor olduğunu ancak imkansız olmadığını biliyorum. Her tür nimet gibi sağlık  Allah’tan ve her tür imtihan gibi hastalık da… Bize düşen görev, bilmediğimizi öğrenmek, her söylenene inanmamak ve sorgulamak.

(1)          http://www.alternatifterapi.com/icerik/bates-yontemi-nedir

(2)          http://www.curetoothdecay.com/

(3)          http://query.nytimes.com/gst/fullpage.html?res=9505EEDF143EF932A2575AC0A9649D8B63