Bazılarınız soruyor: “Neredesin Sevilay? Yoksa 31 Mart sonuçları seni hüsrana uğrattı da komaya mı girdin?”

Çok şükür komaya falan girmedim ama seçim gecesi sabaha kadar uyumadığımdan dengem mi bozuldu yoksa son günlerde hava çok soğuk da şifayı mı kaptım bilmiyorum… İki günden bu yana inanılmaz bir kırgınlık, halsizlik çöktü üzerime ve ne yazı yazabildim ne kimseyle konuşabildim ne de sosyal medyada aktif olabildim.

Abartmıyorum iki gün yattım boylu boyunca…

Ama tabii bu arada yatak odamdaki televizyonum açık, cep telefonum da başucumdaydı.

Uyudum, uyandım ama bir şekilde de memlekette neler oluyor takip ettim pür dikkat.

Uzatmayayım…

Aslında seçim sonrası ilk yazıda, kim kaybetti ya da kazandı ve nedenlerini yorumlayan şöyle esaslı bir genel seçim analizi yapmak lazımdı.

Niyetim de oydu ama Millet İttifakı’nın seçimde başarı elde etmesini fırsat bilip sahneye çıkan Mine Kırıkkanat ve Mirgün Cabas gibi bizim mahalledeki şu eski Türkiye artıklarının yaptığı iğrenç paylaşımları görünce… Önce onlara dair bir şeyler yazmanın farz olduğuna kanaat getirdim.

En önce Mirgün Cabas denilen artıktan başlamak istiyorum…

 

 

Bu arkadaşın kökü nedir, kimlerdendir, nerelidir bilmem… Çok da umurumda da değil zaten ama haberi olsun; “Bana ‘ne haber, Savcı Sayan kazandı’ diye gelmeyin. Adamın bundan sonra yaşayacağı yer Ağrı arkadaşlar. Başka sözüm yok!” diyerek aşağıladığını düşündüğü o topraklar, bu ülkenin en farklı, en derin ve de en sahici kültürlerine ev sahipliği yapmış ve hâlâ da yapmakta olan olağanüstü güzelliğe sahip bir şehrimizdir.

Hoş… Bunları boşuna yazıyorum çünkü zaten Mirgün Cabas’ın yaptığı paylaşımla esas derdi dünya destanlarına konu olmuş Ağrı’yı küçümsemek falan değil… Derdi o topraklarda yaşayan insanları ve kültürleri aşağılamak.

Yani Kürtleri… Kürt halkını…

Gelelim Mine Kırıkkanat denilen vakanın yaptığı iğrençliğe.

Vaka diyorum çünkü bence Mine Kırıkkanat şimdi değilse bile ileriki zamanlarda öğrencilere, “Bir insan milyonları kendisinden nefret ettirmek için nasıl bir davranış biçimi sergilemeli” derslerinde örnek olarak anlatılacak bir isim.

En son yaptığı hareketle de hem ne kadar büyük bir denge problemi yaşadığını gösteriyor bize hem de ne kadar itici ve kötücül olunabileceğini…

 

 

Önceki gün Twitter adresinden Ekrem İmamoğlu’nun ailesiyle birlikte çekilmiş bir fotoğrafını koyup, altına da, “Çeyrek yüzyıldır İstanbul’a yakışır düzgün bir aile fotoğrafına hasret kalmışım. Teşekkürler İmamoğlu Ailesi. Bu fotoğraf gönlümde çiçekler açtırdı” yazan o Kırıkkanat… İmamoğlu’nun adaylığı ilk açıklandığında da adamcağızın ilçesinde ikamet eden Akit Gazetesi Genel yayın Yönetmeni Hasan Karakaya için yaptığı başsağlığı tweetini bulup; “Salt bu tweet sizi bitirir! Oy yok!” diye çıkışmıştı.

 

 

Hep diyorum… Hatta geçenlerde bir dost davetinde karşılaştığım kuzeni eski büyükelçi, AB Bakanı AK Parti Milletvekili Sayın Volkan Bozkır’a da söyledim…

Garip bir vaka gerçekten Mine Kırıkkanat ve bence mesleğinde çok iyi olan antropologların, sosyologların ve psikologların olduğu bir heyet tarafından incelenmeye alınmalı… Ve neden sürekli bir kesimi aşağılama huyu var… Neden hep hırçın ve de ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı dil kullanmaya özen gösteriyor mutlaka sorgulanmalı.

Ve bu insan yanlış olduğunu bile bile neden hâlâ ısrarla o çok gerilerde, eskilerde kalmış faşizan tavrı ısrarla devam ettiriyor derinlemesine araştırılmalı!

Bu arada eski Türkiye artığı sadece bu ikisi değil elbette.

Bunlar bilinen, ün sahibi artıklar.

Devamını Oku