1895 yılında sinematografi cihazından sonra birçok farklı girişimci kameralarını alıp dünyanın dört bir yanına dağıldı.Yirminci yüzyılın başlarında bir dakikalık binlerce sessiz film çekilmişti.Ancak 1897 yılında yaşanan üzücü bir olay uzunca bir süre sinemanın toplumun alt kesimlerine hitap eden bir eğlence aracı olarak kabul edilmesine neden oldu.Bu olay, Fransa’da bir pazarda yapılan bir film gösterisinde çıkan ve yüzden fazla seyircinin ölmesinde neden olan yangındı.Göstericinin eter lambası patlamış ve birkaç dakika içinde çadır alev almıştı.Bu yangında yüksek tabakadan pek çok kişinin ve çok sayıda çocuğun ölmesi halkta sinemaya karşı bir isteksizlik yarattı.Bu yüzdendir ki film gösterimlerinin yapıldığı yerler 1920’lere kadar işsizlerin, denizcilerin, askerlerin ve çocukların toplandığı yerler olarak kabul ediliyordu.

Seyircisi her kim olursa olsun “hareketli resim” aygıtlarının para karşılığı gösteri düzenleyenlerin eline geçişiyle birlikte sinema önce bir endüstri dalı sonra da bir sanat oldu.Bu geçişte rol alanlar başlangıçta sanatçılar değil, küçük girişimcilerdi.1896-1897 yıllarında hızla yayılan film gösterileri, film yapmanın önemli sayılabilecek bir kazanç yolu olduğunu ortaya koydu.Böylece filmcilik öncelikle ticari bir girişim olarak örgütlenmeye başladı.

SİNEMANIN İKİ BÜYÜK ÖNCÜSÜ : MELİES VE PORTER

1900’e gelindiğinde hızla yayılan salonlar ve artan seyirci sayısına karşın sinemanın geleceği henüz tam anlamıyla güvence altında değildi.Lumiere, Pathe, Edison gibi kuruluşların, olay ve haber filmleri her yerde izleniyor ve ilgiyle karşılanıyordu.Ancak bu filmlerin etkisi kısa sürdü.İçinde bulunduğu dünyayı beyazperde de görme heyecanı geçmiş, artık seyirci daha farklı filmler aramaya başlamıştı.Sinemayı kurtaran gelişme öykü anlatımını ve kurmaca dünyanın filmlere girmesi oldu.Hayalgücünü işe katarak kendi kurmacalarını yapan ve yönetenlerin ilki Georges Melies oldu.

georges melies ile ilgili görsel sonucuGeorges Melies (1861-1938)

1861 yılında doğan Melies, iyi bir teknisyen olarak yetişmişti.1884’te gittiği Londra’da illüzyona ilgi duydu.Yirmi yaşına geldiğinde Melies hem tiyatro oyuncusu hem de illüzyonistti.1888’de Paris’te bir tiyatro salonu satın alan Melies gösterilerini burada sürdürdü.Aynı binanın üst katı baba Lumiere’e kiralanmıştı.Melies ilk sinematografi gösterisini izlediğinde, bu aygıta büyük ilgi duydu ve satın almak istedi.Bunu başaramayınca, 1896’da bir Bioscope edindi.Çektiği filmleri sinema salonu haline getirdiği tiyatrosunda göstermeye başlayan Melies, kısa süre içinde Fransa’nın ilk stüdyosunu kurdu.

Film aracılığıyla gerçekliği değiştirebilme, kurmaca öyküler anlatabilme olanağı fark edip kullanan Melies, bir anlamda illüzyonun sinemadaki karşılığını geliştirdi.Melies’in filmleri seyirciyi alıştığı fiziki ortamından çekip alıyor, tümüyle kendi egemenliği altındaki, kendisi tarafından yaratılan yeni bir düzenin içine sokmayı başarıyordu.Melies ününü çektiği fantastik öykülere borçluydu.Bu öykülerde kaybolan kadınlar, hayaletli şatolar, sihirli aynalar sergileniyor; gövdelerinin yarısı kesilen insanlar havada uçuşabiliyor, hayvanlar insan, insanlar hayvan olabiliyordu.

Külkedisi georger melies ile ilgili görsel sonucu   Kül  Kedisi (1900) : Melies bu filminde bir masalı sinemaya uyarlıyordu.

Melies, bu nitelikte iki yüz kadar film yaptıktan sonra Kül Kedisi’ni (1900) çekti.Bu filmde kendisinin “yapay olarak düzenlenmiş sahneler” olarak adlandırdığı yirmi ayrı sahneden oluşuyordu.Kül Kedisi’nin önemi, yenilikçi atılımlara cesaret vermesinde, sinemanın ününün artmasına yaptığı katkıda yapar.

Böylece filmler için yeni bir yol açılmıştı.Artık sahneler önceden seçilerek hazırlanabilir, filmi yapan kişi hem malzemeyi, hem de onun düzenini denetleyebilirdi.Seçmeyle birlikte yaratıcılık da işin içine karışacak, tüm işlemler tek bir etkinin üretilmesine yönelecek biçimde örgütlenebilecekti.Zaten Melies’e “sinemanın ilk yaratıcı sanatçısı” denilmesinin sebebi budur.İlk edebiyat ve masal uygulamaları yaparak, meslektaşlarının ilgilendiği konuları bir yana bırakmış, konuları çeşitlendirmişti.Yapay olarak düzenlediği sahneleriyle Melies,  filmin kişisel tarzların geliştirebileceği bir anlatım olabileceğini göstermişti.

Melies 1913’e dek birçok film yaptı.Bunların arasında en önemlilerinden biri ilk bilim-kurgu filmi olarak kabul edilen Aya Seyahat’tir(1902).Melies bu filmi Jules Verne’in romanından yola çıkarak yapmıştı.Aya Seyahat’te masalla fantezi, Melies’in hile ve şakalarıyla birleşir; yıldızların içinden güzel müzikhol kızları göz kırpar.Ay ise sırıtkan bir adamın yüzü olur.Uzay kapsülünün gözüne saplanmasıyla Ay’ın yüzü buruşurken, hilal şeklindeki gezegenlerde salıncaktaymışcasına oturan kızlar seyircilere el sallar.

aya seyahat 1902 ile ilgili görsel sonucuİlk bilim-kurgu filmi olarak kabul edilen Ay'a Seyahat (1902)

Georges Melies 1903’de New York’da Star Film adıyla bir şube açtı.1904’te yaptığı Olanaksız Bir Yolculuk filmi, Porter’ın “Büyük Tren Soygunu” filminin gölgesinde kaldı.Porter ve Amerikan sinemacıları, konusu ve biçimiyle yeni atılımlar içeren Büyük Tren Soygunu’yla birlikte sinemada liderliği ele geçiriyorlardı.

edwin stanton porter ile ilgili görsel sonucuEdwin Stanton Porter (1870-1941)

Sessiz sinema döneminin ilk yıllarında Melies’le birlikte en ünlü ikinci ismi Amerikalı Edwin Stanton Porter’dır.Porter, film sanatının temellerinden biri olan kurgunun, filme özgü anlatım tekniğinin mucidi olarak kabul edilmiştir.Sinemanın ilk yıllarında başka filmciler de kurgudan yararlanıyordu.Porter’ın öne çıkmasının sebebi kurguya devamlılığı sağlamak üzere daha gelişken bir hale getirmesinin yanı sıra hızla büyüyen ABD sinema endüstrisinin dünya pazarını ele geçirecek belirleyici olmasının da payı vardır.

İlk Amerikalı film sanatçısı kabul edilen Edwin Stanton Porter’ın filmin fiziksel gerçekliği ve zaman, mekan sınırlarından kurtuluşunda büyük katkısı vardır.1869 yılında dünyaya gelen Porter, erken yaşta okulu bırakarak çeşitli işlere girmişti.1896’da Edison’un yanında çalışmaya başladı ve kısa süre onun kameramanı oldu.1902’de “Bir Amerikan İtfaiyecisinin Yaşamı” adlı filmi yaptığında, filmsel anlatımda yeni bir dönem açtığını herhalde kendisi de fark etmemişti.Sonraki on yedi yıl boyunca sinema endüstrisinde kalan Porter, kariyerinin ilk beş-altı yılı boyunca,  filmleri taklit edilen kişilerin başında yer aldı.Özellikle on yıl boyunca gösterilmeye devam eden ve büyük  ticari başarı sağlayan 1903 tarihli Büyük Tren Soygunu’nun sayısızı benzeri yapıldı.Ancak Porter, 1908’den itibaren ilk sıradaki yerini Dawid Wark Griffith’e bırakacaktı.

Porter’ın sinemaya katkısı bir filmin öyküyü nasıl anlatacağı konusunda temel bir çıkış yolu göstermesinden kaynaklanır.Sinema sanatının devamının tek bir çekime değil, çekimlerin devamlılığına dayandığını kanıtlayan Porter oldu.Kuşkusuz onun bu yeniliğe yönelmesinde Melies’in filmlerinin etkisi büyük oldu.Çünkü Porter, laboratuarda Melies’in hilelerini çözmeye çalışırken, onun filmlerini inceleme olanağı bulmuştu.

Yaşamının önceki yıllarında sanatla ilgisi olmayan Porter, edebi ve tiyatrovari öğeleri kullanarak yeni bir sanata öncülük etmiş oluyordu.Porter’ın öncülüğünü kesinleştiren film ise Büyük Tren Soygunu’dur.Gazetelerde okuduğu tren soygunu haberlerinden esinlenen Porter tüm çekimleri önceden planlamıştı.Dört haydut bir treni soyup bir görevliyi vuracak, kurulan ekip tarafından takip edilecek ve sonunda kıstırılıp öldürülecekti.Büyük Tren Soygunu, Amerikan sinemasının canlı hızlı, tempolu anlatım tarzının temelini alan ve kovboy filmlerinin atası olarak kabul edilen filmdir.

büyük tren soygunu ile ilgili görsel sonucu  Büyük Tren Soygunu (1903)

Sonraları, Tom Amca’nın Kulübesi(1903), Sabıkalı(1905), Kleptoman(1905), Eritme Peynir Düşkününün Rüyası(1906), gibi filmler çeken Porter, 1911’de Zuker’la birlikte Famous Players adlı bir şirket kurdu.Porter bu firma için dağıtımı  yapılmayan ilk uzun filmi, Monte Kristo Kontu(1913) ve Zenda Mahkumu(1913) gibi edebi uyarlamalar yaptı.

the great train robbery ile ilgili görsel sonucuBüyük Tren Soygunu (1903)

Edwin Stanton Porter, tiyatroya gidemeyen seyirci için, melodramlar ve tiyatro sahnesinin sınırlarını aşan, yoğun harekete dayanan filmler yapmak gerektiğini fark etmişti.Gerçekliği dramatize etmede ilk usta olarak, konu seçiminin önemini, seçilen konunun uygun tekniklerle nasıl sergilenebileceğini göstermiş oldu.Porter, 72 yaşına iken 1941 yılında öldü.Öldüğünde sinema onu çoktan unutmuştu.

Melies ve Porter, sinemanın gelişim yönünü kurmaca öykülere doğru çevirdi.Sinema bu iki isimle birlikte yükselmeye başladı.Onların ardından gelenler ise çoktan yeni arayışların peşine düşmüştü bile.

 

Kaynakça : Abisel,Nilgün.Sessiz Sinema

                   Smith,Geoofrey-Nowell.Dünya Sinema Tarihi