Özbekistan Halk Hareketi Eski Lideri Muhammed Salih, geçtiğimiz günlerde vefat eden eşi Dr. Aidin Salih’i Yeni Şafak’a anlattı..

Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Dr. Aidin Salih’in (71) son anlarını ve uzun yıllar süren evliliklerini, eşi Özbekistan Halk Hareketi Eski Lideri Muhammed Salih anlattı. 40 yıllık evliliklerinde sevgi, saygı ve vefanın hâkim olduğunu söyleyen Muhammed Salih, uzun yıllar yaşadıkları sürgün hayatında eşinin her zaman destekçi olduğunu belirtti. Eşi Aidin Salih’in son günlerinde metaneti asla kaybetmediğini anlatan Muhammed Salih, “Eşim talebelerinin gözyaşları arasında vefat etti” dedi.

DÜNYA SÜRGÜNÜ YAŞADIK

İstanbul’a ilk olarak 1993 yılında Turgut Özal’ın daveti ile geldiklerini dile getiren Muhammed Salih, “Özal ile akşam 20.30’da randevumuz vardı. Fakat yanına gideceğimiz günün sabahı Özal vefat etti” diye anlattı. İstanbul’da 1 yıl kaldıktan sonra, sınır dışı edildiklerini, Abdullah Gül’ün daveti ile 1996 yılında tekrar döndüklerini, ancak 1 yıl sonra tekrar çıkarıldıklarını anlatan Salih, hayatlarının sürgün şeklinde geçtiğini ifade etti. 1999 yılında Norveç’in ardından ABD’nin kendilerini mülteci olarak kabul ettiğini anlatan Salih, 2005 yılında Recep Tayyip Erdoğan’ın kendilerine kapı açtığını belirterek, “2005’ten beri Türkiye’de sorunsuz yaşıyoruz. Sürgün hayatımız İstanbul’da başladı, İstanbul’da bitti.” dedi.

BAŞARDI VE GİTTİ

“Eşim, ‘Ben artık görevimi bitirdim ve gideceğim. Arkamdan ağlamayın, dua edin’ diyerek hayata veda etti diyen Salih, eşinin mezarını da kendisinin seçtiğini aktardı. Salih, “Son günlerinde su içemiyordu fakat ‘inşallah içecek çok sularımız’ olur diye sürekli dua ederdi. Defin yapıldıktan 2 gün sonra eşimin mezarının yanına çeşme yapıldı” dedi. "İbn-i Sina hayranıydı" dediği eşi için Salih, "Modern tıpta kullanılan bazı yöntemlere karşı çıkardı. Sağlıklı yaşamın, doğanın bozulmadan olacağına inanırdı. Ardında sağlıklı bir ilim bıraktı. Ömrünü insanlığa adadı, başardı ve gitti" dedi.

Hiç şikayet etmedi

Muhammed Salih eşinin vefatının ardından kaleme aldığı yazıda şunları yazdı: 2Yârimi İstanbul Anadolu yakasında Karacaahmet mezarlığına defnettim. Hüzünlü şiirlerimin kahramanı olmuş bir hanımefendiyi İstanbul topraklarına gömdüm. Sabır timsali idi. 40 yıl yaşadım onunla. Hayatımızda hep zorluklar vardı, ben ona haksızlık ettim, zulmettim. O ise tüm bunları metanet ile karşıladı. Dudaklarından bir kez olsun şikayet çıkmadı, kızmadı, beddua etmedi. Gözyaşlarını gizledi, bize ise masum çehresi ile yüzlendi. Benim kusurlarımı çocuklarımdan, çocuklarımın kusurlarını benden gizledi. Beni onlara, onları bana methetti. Yapmacık değil, hakiki bir tevazu sahibi idi. Herkese hizmet etti ama kimseyi kendisine hizmet ettirmedi. Kralların hanımları onun yanına geldi ama o bundan asla kibirlenmedi. Anadolu’dan gelen yaşlı kadınlara nasıl ilgi gösterdiyse, devlet yöneticilerine de öyle muamele etti; samimiyet ve sabır ile.’