Zuhal Erkek'in röportajı

Günümüzün en çok dinlenen, kadife sesli Türk Halk müziği sanatçısı Gülay... Aslında bizler onu 1995’te çıkardığı “Cesaretin var mı aşka” adlı pop şarkısıyla tanısak da daha sonraki albümlerde seslendirdiği türküleri ile akıllarımızda Türkücü Gülay olarak yer etti. 

Müziğe ilgisi çok küçük yaşlarda başlayan sanatçı, müzik yaşantısına en büyük etkisinin babası olduğunu söyleyerek, özellikle evde sürekli bağlama çalındığı için türkülerin kendisinde çok farlı bir yeri olduğunun altını çiziyor. Kendisini bir Türk Halk müziği yorumlayıcısı olarak tanımlayan Gülay, batılı altyapılı albümlerinin pop müzik olarak adlandırılmasına da karşı çıktığını şu sözlerle açıklıyor: "Pop bir kimlik aslında ve pop benim hayat tarzımla, hayata bakış açımla, hayattaki duruşumla çok örtüşen bir tarz değil."

Bizlerde On5yirmi5.com olarak Gülay ile müziği, türküleri, besteleri genç kuşağın müziğe bakışı üzerine bir röportaj gerçekleştirdik.

İlk olarak müzik yaşamınıza başlama serüveninizi biraz anlatabilir misiniz?

Müzisyen bir babanın kızı olarak dünyaya geldim. Rahmetli babam Eyüp Ercan Sezer. Babamın bestelerini çok sık okurum. Babamın en bilinen eseri Babuba gibi bestelerini seslendiriyorum.  Asıl mesleğim diş teknisyenliği ama müziğin içine doğunca da ister istemez müzisyen oluyorsunuz.  1995’te Cesaretin Var mı Aşka adlı bir pop albüm çıkardım. Halk müziğiyle çok iç içe olmam, evde sürekli bağlama çalınması nedeniyle türkülerin bendeki yerinin çok farklı olduğunu söylemeliyim. Bu yüzden türkü söylemek istedim. ‘Damlalar’ adıyla televizyon programı yaptım uzun bir süre. Daha sonra ‘Damlalar’ isimli ilk türkü albümümü çıkardım. O gün bu gündür arasıra türkü albümleri arasıra batı altyapılı albümler çıkartmaya devam ediyorum. Şimdi son albüm yine türkü albümü olacak ‘Damlalar 3’ü çıkartacağız.

POP MÜZİK HAYAT TARZIMLA ÖRTÜŞMÜYOR

Müzik hayatınıza bildiğimiz kadarıyla pop müzikle başladınız…

Pop müzik denmesini çok istemiyorum, neden istemiyorum? Pop bir kimlik aslında ve benim hayat tarzımla, hayata bakış açımla, hayattaki duruşumla çok örtüşen bir tarz değil. Bu bağlamda da zaten albüme de bakıldığı zaman içinde hit tabir edilen şarkılar yok. Çok özgün bir albüm o. Çok benden şarkılar, benim duygularım... Tüm şarkılar türkü kadar saf ve samimiydi. Onun için bir pop albümü değil. Ama batı müziği diyebiliriz yaptığım tarza ama pop değil.

DOĞUM İLE ÖLÜM ARASINDA TÜRKÜLER VAR

Sizde türkünün yeri nedir? Bunu nasıl tarif edersiniz?

Türkü yaşamın kendisi. Hep söylediğim bir şey var. Doğum var, ölüm var arada da türküler var. Türkünün tarifi benim için ancak bu olabilir. Türkü aradaki yaşanmışlığı ifade ediyor. Türkülerin içinde hepsini bulabiliyorsunuz. Aşkı, acıyı, neşeyi, güveni, sadakati her şeyi... Yaşama dair her şey tüm samimiyetiyle türkülerin içinde var.

TÜRKÜLERİN YAŞAMASI İÇİN BİZE İHTİYACI YOK

Türküler ülkemizde nerede? Geçtiğimiz günlerde Sevcan Orhan’la yaptığımız röportajda, Sevcan Orhan türküleri fırsat bulduğu her yerde ve zamanda türküleri söylediğini söylemişti. Siz bu konuda neler söylersiniz?

Her fırsatta, her bulunulan yerde nasıl türkü söylenir, bilmiyorum. Bazen gittiğimiz yerlerde bir kuble bir şey diyorlar, bu benim çok hoşlandığım bir şey değil. Şarkılar, türküler sahnede söylenir. Sahne içindir müzik. Herhangi bir yerde, herhangi bir şekilde sunulmamalıdır, türkü değerlidir. Öylesine buyrun size şarkı, türkü söyleyeyim diyemeyiz. O kadar basit değil. Türkülerin yaşaması için bize ihtiyacı yok gerçekten, bizim onlara ihtiyacımız var. Bizim kültürümüzü oluşturan, bizi biz yapan temel öğelerden bir tanesi. Onun için biz olmasak da onlar zaten oldukları yerde varlar, evren gibidir türkü. Nasıl ki insanoğlu dünyada olmasaydı, hayata gelmiş olmasaydı gene evren var olacaktı, nasıl ki şu saatten sonra olmasak da bir evren var oldu ve onun varlığı artık yadsınamaz, türküler de böyledir aslında.  Bir kere var oldular ve hiçbir şey onları yok edemez, yokluğuna sebep olamaz, unutturamaz da. Bizim her yerde türkü söylememiz o yüzden hiç gerekmiyor. Çok da mantıklı değil. Bana göre Sevcan Orhan’ın söylemi biraz şanssız bir söylem olmuş. Dediğim gibi türküler bize muhtaç değil. Ben öylesine söylenen şeylere kızıyorum açıkçası. Böyle şeyler hoşuma gitmiyor. Böyle popülist söylemlerden hoşlanmıyorum. Tabi herkes bildiği yoldan yürür. Ama böyle yapmasalar genç arkadaşlarım da iyi olur aslında ama heyecanlılar herhalde ondan kaynaklanıyor.

 AŞKHANE POP BİR ALBÜM DEĞİL

Son albümünüz Aşkhane’ydi. Biraz bundan bahsedebilir misiniz?

Aşkhane içinde New age ve Jazz motifleri barındıran bir albüm. Popla hiç alakası olmayan poptan çok uzak bir albüm aslında. Aşkhane, benim çok sevdiğim bir albüm ama insanlar tarafından bilinmedi. O tarz albümlerin kaderidir anlaşılamamak. Bir gün belki kendim piyasaya sunarım o albümü, kendim lanse ederim. Belki o zaman çok daha farklı olur

GÜLAY’DAN OCAK SONUNDA YENİ ALBÜM

Yeni albüm çalışmanız var mı?

Yeni albüm çalışmam var.  “Damlalar 3” türkü albümü için stüdyodayız şu anda. Okumalar başlayacak, altyapılar bitti, renkler çalındı. Yetiştirebilirsek ocak sonuna doğru albümü çıkaracağız. Bu albüm kendi şirketimden çıkacak. Bu albümün prodüktörü de benim, yapımcısı da benim. Kendi şirketimden çıkacak olan bu albüm bu anlamda bir ilk olacak ama ilk olarak benim şirketimden Serkan Boran albümü çıktı; Göçmen isimli bir albüm, bestesi bana aitti.  Bana ait olan bir şarkının isim verdiği bir albüm çıkardık. GNP GEN Prodüksiyon imzasıyla Göktuğ Çelik’e albüm çıkardık,  Ardından kemane albümü çıkardım.  Güzel çalışmalar oluyor. Nice nice daha güzel işler olacak inşallah.

Türkülerden söz açılmışken, en çok söylemeyi sevdiğiniz türkü hangisi?

Öyle bir şey yok tabi. Bütün türküleri zaten söylemeyi sevdiğim için söylüyorumdur.

Peki en çok söylemeyi tercih ettiğiniz yöre var mı?

Tercih ettiğim bir yöre yok. Hepsini söylemek ayrı zevkli. Çalışmak gerekiyor sadece, çok çalışmak gerekiyor. Bozlak (Uzun Hava) söylemeyi çok severim, yoruma çok açıktır bozlaklar. Onun için çok seviyorum bozlak söylemeyi.  Ama çok çalışmak gerekiyor tabi bozlak için. Ama baraklar konusunda başarılı olamadım şu ana kadar. Pek barak okuduğum görülmemiştir. Barak söylemede kendimi pek başarılı bulmuyorum

AŞKIMIZI İTİRAF ETME KONUSUNDA CESUR DEĞİLİZ

Gülay denilince insanların aklına ilk önce ‘Cesaretin Var mı Aşka’ ve ‘Sen Gelmez Oldun’ şarkıları geliyor. Bu iki şarkıyla bütünleşmenizin sebebi ne?

Hiç bilmiyorum, hiçbir fikrim yok. ‘Cesaretin Var mı’ zorlayarak yaptığım bir şarkı değil. Bir şarkıyı bestelemede samimiyet çok önemli. İçimden gelerek yaptığım bir şarkıydı. O şarkının hikayesi biraz farklı. O şarkıyı bestelediğimde müzik direktörüm  Derya Köroğlu’ydu, aranjesini de Köroğlu yapmıştı. Ben ilk ona böyle bir şarkı yaptığımı söylediğim zaman, o bana eşlik etti. Tabi o bana eşlik edince, onun da ruhu biraz yavaş olduğu için parçayı yavaşlata yavaşlata çaldı. Tabi bu sefer duygusal bir şarkı çıktı ortaya. Benim düşündüğüm haliyle çok eğlenceli bir şarkıydı. Çünkü ben o şarkıyı birilerini ithafen yapmıştım. Yasak aşk yaşayan bir çifte ithafen yazmıştım. Ben eğlenerek yaptım ama aranjesi benim istediğim gibi yorumlanmayıca, ortaya farklı bir şey çıktı. Sanırım böyle aşk yaşayan çok insan var. Onların duygularına hitap etmiş olacak.  Bir de tabi Türkiye’de herkes aşkını itiraf etme konusunda, aşkını söyleyebilme konusunda çok da cesur değil. Bazen şarkılar sebep olabiliyor ya da aracı olabiliyor. Mesela bir sürü insan bu CD’yi hediye edip, evlilik teklifi etmişler. Böyle benim programlarıma gelen insanlar oluyor, hoşuma gidiyor bu. ‘Sen Gelmez Oldun’ da benim çocukluğumun şarkısı aslında. Ben Neşe Karaböcek’ten dinlerdim. Ben söylemeyi çok sevdiğim, benim ruhuma hitap eden şeyleri söylemeyi seviyorum. İnsanlar da aynı şeyleri seviyorlar demek ki. Onun için sevilmiş olmalı….

HERKES KENDİ YAPTIĞI BESTEYİ EN İYİ YORUMLAYANDIR

Besteci ve yorumcu kimliğinizle tanınıyorsunuz. Kendinizi en çok yorumcu olarak mı yoksa besteci olarak mı görüyorsunuz?

Ben hem bestelerimi yapıp hem de onları seslendiriyorum. Hem besteciyim hem yorumcuyum. Besteciyim çünkü bunun eğitimini aldım, tabi ki bir de yorumcuyum, çocukluğumdan beri şarkı söylüyorum. Her ikisini de birlikte düşünmek gerekir diye düşünüyorum. Ama yapımcılık kısmını çok daha fazla sevdiğimi itiraf etmem gerekir. Ben göz önünde olmayı çok seven biri değilim. Buradan yola  çıkarak da mutfak kısmı çok daha çekici geliyor bana. Beste yapmayı çok seviyorum ama o konuda biraz bencilim, yaptığım besteleri önce kendim söylemeyi seviyorum açıkçası. Herkes kendi yaptığı besteyi en iyi yorumlayabilendir. Çünkü kendi ruhundan çıkanı en iyi bilendir. Onun için yorumculuk da olması gerekiyor. Bestekarlığın, yorumculukla birlikte düşünmek lazımdır.

 

 

 

 

 

 

 

GENÇ MÜZİSYENLER KİMSENİN YOLUNDAN GİTMEYİN!

Müziğe yeni başlayanlara ne gibi önerileriniz olabilir, özellikle sizin yolunuzdan gitmek isteyenlere?

Kimsenin yolundan gitmesinler öncelikle. Ana kural bu olmalı bence. Birinin yolundan giderseniz o sizin yolunuz olmaz, gittiğiniz insanın yolu olur çünkü. Öncelikle kendi ideallerini sağlam belirlemeleri lazım. Ne yapmak istediğinden emin olmalı insan. Gerçekten yapmak istediği şey müzikse o zaman hakikaten çok çaba sarf etmek gerekiyor, çok çalışmak lazım. Eğer siz müziğe ihanet ederseniz büyük ihtimalle o da size ihanet edecektir. Çalışmaktan bahsediyorum tabi bunu söylerken. Ben 30 yaşımda madem beste yapıyorum, gidip besteciliği öğrenmem lazım deyip eğitimini aldım. En verimli döneminde belki de hayatımın, albüm çıkarmıştım ama Türkiye’den gittim. Bazen bazı şeyleri elinizin tersiyle itmeniz gerekebiliyor. İşte bu sizin tercihiniz olacak artık. Bu arada gerçekten idealler mi para mı onu siz seçeceksiniz. Herkes kendi idealine göre davranır. Onun için bir tavsiyede aslında bulunamam. O kişilikle alakalı bir durum. Ama müziğe aşık insanlar için söyleyebilirim ki tek çare çalışmak bence başarılı olmak için. Tek doğru yol bu.

 

video yukleniyor


 

On5yirmi5.com