KÜRESELLEŞMEYE NE OLDU?
-Güç Dengeleri, Ulus Devlet ve Ticaret Savaşları-

     Soğuk Savaşın ardından küresellik ve ondan türetilen kavramlar üzerinde çok duruldu ve neredeyse hiçbir şey ifade etmeyecek kadar tüketildi. Küreselleşme karşılıklı olarak alıp vermeyi, sürece katılan unsurların birbirlerinden az veya çok etkilenmesini ifade etmektedir. Hâlbuki bir küreselleştiren etkin failler, bir de edilgin küreselleşenler vardır. Başka bir ifadeyle burada her hâliyle sürece karşılıklı bir katkı veya katılım söz konusu değildir.

      Batılı ülkelerde popülizm ve radikal sağ olarak yeni faşizm Avrupa merkezcilik temelli, yeni oryantalizmden beslenen ve yabancı düşmanlığını dinselleştiren bir pozisyon içindeler. Eski faşizmlerle aralarında en temel fark da burada. Günümüz yeni faşizmi olarak tezahür eden sağ popülizm de ulus ötesi kapitalizmin krizinden doğdu ve ulus ötesi kapitalizmin sindirmek istediği ve önemli ölçüde de pasifize ederek epeyi bir aşındırdığı ulus devletin tarih sahnesine tekrar çıkmasını sağladı. Hâlihazırda sahnede duran sağ popülist liderlerin hemen hepsi de milliyetçi söylemlerle ulus devleti tahkim ediyor.
       Dünya sisteminin yaşadığı krizlerin, iktisadi, siyasi aksta çok ciddi kırılmalara geçişinin hemen tek nedeni, sermayenin ve küresel şirketlerin, kâr temerküzünü artırma isteğinin, sınırsız genişlemesinin, yüksek büyümesinin önündeki ulus devlet engellerini kaldırmak ile sermayeyi ve küresel şirketleri ulus devletlere tabi kılma, zararı üstlenen ulus devletlerin kâra ortak olma isteğinden kaynaklanıyor.

       ABD ile Çin  ve dolayısıyla onların bileşenleri arasında cereyan eden “ticaret savaşları”, günümüz küresel güç mücadelesinin en somut ve canlı örneğidir. ABD’nin mevcut dışlayıcı politikalarında ısrar etmesi durumunda, orta ve uzun vadede ‘küresel kaos’un süreklilik arz eden bir hâl alacaktır! Nihayetinde, bu istikrarsızlığın tüm ülkelerin sosyoekonomik sıhhatini tehdit eden kuralsız bir “ekonomik soğuk savaş” hâlini alması muhtemeldir. Barış, güvenlik ve ekonomik gelişme modeli olan küreselleşmeyi dünyaya yayma iddiasını taşıyan AB ve ABD’nin tavır ve uygulamalarına bakıldığında söz konusu olan bu kavramları yalnızca kendi coğrafyası ve halkları için kullandıkları aşikârdır. Bu itibarla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler’de yaptığı tarihi konuşma İslâm dünyasının ve ezilenlerin duygularına tercüman olması bakımından oldukça önemlidir! Hiç şüphesiz, Türkiye’nin sağlam ve güçlü olması İslâm ülkelerinin de geleceğini ve istikrarını da belirleyecektir. Çünkü öte taraftan, İsrail ve ABD’ye eklemlenmiş, adeta uşaklık yapma çabası içerisinde olan, başını Suudi Arabistan’ın çektiği Körfez ülkeleri İslâm dünyasını daha da berbat hâle getirecek işler yapmaya meyillidir.

Umran

        Şimdilerde bloklara sahip bir küresel düzen varmış gibi gözüküyorsa da, ideolojisi olan ve insanlığa kan kusturup onu hizaya sokmaya çalışan tek bir blok ve tek bir ideoloji vardır. Birer buçuk milyondan fazla nüfusları ve taşıdıkları güçle dünyanın yarısını oluşturan Çin ve Hindistan ve hatta Rusya dünyanın asıl küresel gücü karşısında küresel denge oluşturabileceği, Batı bloğundan farklı bir ideolojiye, bir iddiaya, bir dünya görüşüne, etik değerlere sahip değildirler. İşte tam da bu noktada dünya sistemine tek alternatif olabilecek İslâm’ın dirilişinden ve müslümanların başkaldırmasından tedirginlik duymaktadır yeryüzünün hegemonik güçleri.  

 

www.umrandergisi.com.tr