Seksen öncesinin,  Aydınlık grubu ile yine seksen öncesinin bazı ülkücüleri aynı safta buluşmuş gibiler.

Yanı: “Hayır” da…

Bu nedenle MHP genel başkanı Devlet Bahçeli bu görüntü üzerinden muhaliflere yüklenmekte.

Beni asıl düşündüren konu ise; kimin “Evet”, kimin “Hayır” dediği değil, bu iki yapıyı seksen öncesinde vuruşturarak darbe ortamı oluşturan irade; yine aynı taktiği uygulayarak bugün yan yana mı getirmiş bulunmakta?

Seksen öncesi dönemi yaşayanlardan biri olarak:

Ya dünümüz yalandı yada bugünümüz….

Ben şahsen dünün kavgasının devamından yana değilim…

Ama

Şu soruyu da soramadan edemiyorum; acaba yine oyuna mı geliyoruz?

O nedenle bu konuda yan yana durmaktan ziyade, birlikte düşünmekte fayda var.

Zira, altmış yaşını aşmış seksen öncesi gençliğinin önünde uzun bir zaman yok. Bu nedenle verdikleri kararı bir daha düzeltme şansları olamayacağından; siyasi hamasetleri ve siyasi hesaplaşmaları bir tarafa bırakarak, ülkenin geleceğine “evet ve hayır”, denileceğinin bilincinde olunması gerekir.

Seksen öncesi kuşak aslında kayıp bir nesildir. Birileri bilinçli bir şekilde o nesli yok ederek; bu günkü tartışmalara ve 15 temmuz gibi gelişmelere zemin hazırlamışlardır. O dönemde vuruşan gençlerden kalanlar altmışına merdiven dayamış olmalarına rağmen; (sol ve sağ) tümüne yakını, bugün ülke yönetiminde söz sahibi değillerdir…

Her biri kendi köşesinde yaşam mücadelesi verirken nasıl olduysa birden bire kayıp neslin çocukları birilerinin akılına geldi…

ve

Devreye sokuldu.

Yönetimde olmasalar da özgül ağırlıkları hesap edildiğinden buna kalkışıldığı anlaşılıyor.

İşte ben bu duruma isyan ediyorum…

Hiç değilse Son kez, özgül ağırlık konusu düşünülerek ülkenin geleceği yönünde bilinçli karar vermekte fayda var.

Eğer birileri, kayıplarını seksen öncesi neslin üzerinden çıkarmaya çalışıyorsa ona da fırsat vermeyelim.

Onlar, nasıl ki seksen öncesi, kayıp nesli yalnız bırakıp onlardan doğan boşluğu doldurduysa, bırakın  bugün de o doldurdukları bataklıkta boğulsunlar…